Söze nasıl başlanır bilmiyorum ama şunu söylemem gerekir ki ilk defa bir kitaba bu kadar çok öfkeli hissediyorum kendimi.Aslında kitaplığımda okunmamış kitap bırakmak istemezdim fakat bu kitap beni tamamen hayal kırıklığına uğrattı. Okurken zorlandığım bir kitaptı çünkü ilk defa distopya tarzında bir roman okuyordum. Her ne kadar basımı ve kurgusu basit bir kitap olsa da benim tarzım olmayan bir kitaptı. Distopya, fantastik türü olan romanlara atılmak için iyi bir başlangıç olabileceğini düşünmüştüm. Herşey çok güzel gidiyordu, ta ki şu cümleleri okuyana kadar. "Tekerlekli sandalye utanç verici olabilirdi ama yere yığılmaktan iyidi." (Syf.91). Cümleyi kaç kez okudum hiç bilmiyorum, yanlışta anlamış olabilirdim. Ama her ne kadar okursam okuyayım, her ne kadar kurgu kitabı olsa dahi hiçbir şekilde bu cümlenin iğrençliğini örtbas edemedim kendi içimde. Kitapta bir hastalıktan söz edilmiyor, fakat her ne olursa olsun hiçbir kitapta insani değerlerden ödün verilmemeli. Yazar şunu düşünemedi mi acaba çok merak ediyorum;
-Acaba benim yazdığım şu cümleyi tekerlekli sandalye kullanan bir birey okusa ne hisseder? diye.
Bunu düşünmek bu kadar zor olmamalı. Bunu düşünmek için bir tekerlekli sandalye kullanmayada gerek yok. Ayrı olarak şuna da parantez açmak isterim ki, tekerlekli sandalye kullanmak ASLAA utanç verici bişey değildir. Bide şuda var, belki bu yazdığı cümle yüzünden kaç insan tekerlekli sandalyeye utanç gözüyle bakacak. Bu nasıl iğrençliktir. Özel insanlar için yaşam kaynağı olan şeyler hakkında bu kadar acımasızca konuşmak çok saçma. Kitabı bir ümit devam ettirebilirdim fakat seri bir kitap olduğu için hemen bıraktım. Keşke bazı yazarlarımız daha fazla empati yapabilse.. Bu zihniyetin olması beni gerçekten üzdü.
Kitapla hiç tanışmamak isterdim.