Spoiler içerir benden söylemesi :)
Öncelikle kitaba bayıldığımı belirtmek istiyorum. Neden bu zamana kadar okumamışım diye düşündürdü. Neyse geç olsun güç olmasın.
Kitap bilindiği üzere adını İngilizce argo bir deyim olan A Clockwork Orange'dan alıyor.
Kurulan bir oyuncak olduğunuzu hâl, hareket ve tutumlarınızı seçme yetinizin olmadığını hayal edin.
Bu düşünceden yola çıkıp bir pencere açmış Antony Burgess.
Herbirimizin içinde iyilik ve kötülük var ve hangisinin baskın olacağını seçimlerimiz belirler.
Kitabın ana karakteri Alex de salt kötülüğü seçen hatta bundan zevk alanlardan.
İşte bu Alex kardeşimiz vuruyor, kırıyor, parçalıyor.Genç yaşında çetesiyle sebepsizce akla hayale gelmeyecek kötülükler yapıyor ta ki hapsi boylayana dek.
İşte tam bu noktada cezaevlerinin suçluları ıslah etmediği ve hatta suçluların akıllarında sadece ve sadece çıktığımda daha ne gibi kötülükler yapsam fikrinin dolanıp durduğuna değiniliyor. Suçun cezasız kalmaması tabi ki esas ama suçlunun rehabilite edilmiyor olması konusuna nokta atışı yapılmış.
Evet buraya kadar Alex'in hikayesi sıradan gelebilir.
Fakat hikayeye takla attıran da devletin yeni bir tür deney ile suçluların iyi ve kötüyü seçebilme iradesini elinden alması.
İlk kobay da tahmin edersiniz ki küçük Alex'imiz.
Alex'in Otomatik Portakal halleri çok güzel betimlenmiş ve keşke kendi özgür iradesiyle bunu istese dedirtiyor.
Kitap sonunu da söylemiyim artık :)
Bir yere bağlayalım artık :))
Asıl sorumuz şu bence;
kötü birini, iyi olmaya şartlanmış bir otomatik portakala yeğler miyiz?