Bazı kitaplar hakkında konuşunca ya da yazınca onların değerini düşürecekmişim gibi hissederim. “Ucunda Ölüm Var” da onlardan biri. Duygu yüklü kitapları kelimelerle anlatmanız mümkün değil, onları sadece okur ve içinizde hissedersiniz. Onları anlatmaya kalksanız yapacağız tek şey biraz saçmalamak olur. Öyle birkaç cümleyle anlatmaya kalkmak böyle kitaplara yapılacak en büyük haksızlıktır. O yüzden ağıtçı kadın sen beni affet, senin kadar güzel ve içten ağıt yakamayacağım bu kitap için ama kitabı okurken sanki benim için ağıt yaktığını, kendi öykünü değil de benim öykümü anlattığını hissettim.
“Heves Ali sahiden sevdin mi beni?”
Ne kadar içten sorulmuş bir soru! Gerçekten sevildik mi acaba yoksa sevilmiş gibi mi kaldık? Bir insanın doğum ile ölüm tarihleri arasında hani bir çizgi vardır ya, işte o çizgi nasıl ki bütün bir ömrü temsil ediyorsa ağıtçı kadının bu sorusu da sevgisiz bir bekleyişle geçen bütün bir ömrü sorgulatıyor okura. Bu soruya hangimiz doğru cevap verebiliriz? Ya da cevaplamaya o kadar cesaretimiz var mı? Ağıtçı kadın, Heves Ali seni sevdi mi bilmiyorum, bu sorunun cevabını ne sen ne ben öğrenebildim ama ben seni gerçekten çok sevdim. Ben öldüğümde benim ağıtımı sen yakar mısın? Sen ölünün ağıtını yakmadan önce onun hayatını dinlersin sevenlerinden. Benim hikâyemde sana aşkını hatırlatacak, anımsatacak hiçbir şey yok, yine de dinlemek ister misin? Yüreğini cızlatacak, külleri alevlendirecek ateş yok bende.
Ölülerin ardında yaktığın ağıtlar ölü yakınlarını her ne kadar şaşırttıysa da ben hiç şaşırtmadı. Çünkü bir insan biri öldüğünde değil terk edildiğinde ya da aşkına cevap alamadığında o kadar ağlayabilir. Çünkü senin sevdiğin ağıtlarda yaşıyordu. Bir aşkın ağıdı kaç yıl yakılır? Sen 50 yıl bu ağıdı yaktın. Biz kitabı okurken bu ağıtlarda aslında yaşama dair çok şey öğrendik. Bir kere en önemli soruya senin sayende bir cevap bulduk:
Aşk mı daha vefalı ölüm mü?
Ölüm, önünde sonunda bizi bulursun, terk etmezsin, unutmazsın, vefalısın. Hep yanımızdasın. Maşuka mı sarılalım sana mı? Maşuk gibi nankör değilsin. Ben Heves Ali’nin ölüm mü sevgili mi olduğuna hala karar veremiyorum ağıtçı kadın. Biz onun hikâyesini mi yoksa ölümün hikâyeni mi okuduk onu da bilmiyorum. Çünkü her şey o kadar masalımsıydı ki. Sende bu dünyada olmayan, hissedilmeyen bir yan vardı. Senin ağıtların da bir kitaba konu olabilecek türden değildi. Belki de bu yüzden ben senin hikâyeni anlatamıyorum, anlatmaya çalıştığımda ise her şey birbirine giriyor. En iyisi seni ben değil, sen kendini anlat seni okuyana.