·430 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Şubat 2021 23:40 Kitap okurken ağlamayalı çok uzun zaman olmuştu ve benim için bu zinciri kıran kitap Bin Muhteşem Güneş oldu. Afganistan'da yaşayan ve yolları bir şekilde kesişen iki kadının var olma mücadelesiydi.
Savaşın getirdiği kayıpların yanı sıra kadın olarak varlıklarının nasıl sindirildiğini, nasıl kilide vurulduğunu, nasıl acımasızca ve gram vicdan azabı çekmeden din adı altında ama aslında tamamen erkek hegemonyası zihniyeti tarafından eziyet edildiğini okurken ara ara durmak, sinirimin yatışmasını beklemek zorunda kaldım.
Meryem, okuduğum en fedakar ve güçlü kadın karakterlerden biriydi. 15 yaşındayken 40'lı yaşlarındaki bir adamla zorla evlendirilip ömrünü boyun eğmek zorunda kalarak geçirmesi ve en sonunda Leyla için bu boyun eğişi kabullenemeyip kendinden bile vazgeçecek fedakarlığı yapması ciddi olarak kitabı bir kenara bırakıp hıçkıra hıçkıra ağlamama sebep oldu.
Leyla, anne ve baba konusunda şanslı doğmuş bir çocuk olsa da savaşın acımasız yüzü onu da bambaşka bir yere sürükledi. Babasının onu, o dönem koşullarına rağmen okuyan, ayakları yere basan, ideali olan bir kız çocuğu olarak büyütmesi çok gurur vericiydi ama en sonunda kendini mecburen Meryem'in kuması olarak buldu. Yaşadığı hayat tarzının bir anda alt üst olması ama bunu aşık olduğu adamın çocuğunu korumak için kendi ideallerinden vazgeçmeyi kabullenmesi de onun fedakarlığıydı.
Meryem ve Leyla ikilisini düşündükçe duygulanmadan edemiyorum. Aştıkları zorlukların, acıların gerçekte yaşanıyor olması etkiliyor zaten insanı. Meryem ve Leyla hayatıma iz bırakan iki güçlü kadın olarak kalacak.