·304 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Şubat 2021 02:50 Bu bir uyanışın anlatısı. Bir yandan insanoğlunun bitmek bilmeyen uyanışının, diğer yandan ise edebiyat ve sinemanın. İnsanoğlunun uyanışı doğrudan eserin niteliğine gömülü olduğu için onu sonraya saklayalım. Öncesinde kısaca edebiyat ve sinemada yarattığı uyanışa bir göz atalım.
Özellikle sinema sektörü olmak üzere, Dünya dışı varlıkların ziyareti konusu 2001: A Space Odyssey ortaya çıkana kadar bolca işlenmiş. Ancak bu tip bilim-kurgu eserlerinin akıllarda yarattığı imaj "inek, liseli, geek eğlencesi" kalıbından ileri gidememiş. Kubrick ve Clarke'ın paralel olarak hazırladığı bu yapım ise bilim-kurgunun hem edebi dünyada hem de sinema sektöründe ciddiye alınmasına sebep veriyor. Dune ve Orta Dünya kitapları nasıl bir etki bıraktıysa aynısını 2001: A Space Odyssey için de söylemek mümkün.
İçeriğe tam olarak dalmadan önce kitap ve filmin arasındaki farklara da değinmek istiyorum. Herhangi bir film vakit nedeniyle kitaplardan daha sınırlı olmak zorunda olsa da, Kubrick zamanı bol bol kullanmayı seven, seyircisinden önce kendisi için film çeken bir yönetmendir. Bunun sonucunda da projeksiyonları 2 saat 44 dakika boyunca açık tutan bir eser ortaya çıkıyor. Ancak Kubrick dakikalarını uzay yolculuğunun detaylarına değil de, atmosfere harcamakta karar kılmış. İşte kitap ve film arasındaki en büyük fark da burada ortaya çıkıyor. Kitap teknik detaylara kendisini hiç sakınmadan yer veriyor. Kubrick'in gösterme gücü varken Clarke kelimelerle oynamak zorunda. Fakat bu tercihler kesinlikle iki yapımdan birini aşağıya çekmiyor. Zira Clarke ve Kubrick bu destansı macerayı hayata geçirirlerken birbirlerine baskı yapmayıp, türler arasındaki farkı gözeterek özgürlüğü seçmişler.
Gelelim 2001: A Space Odyssey'e asla tamamlanamayan bir uyanış anlatısı dememe. Atalarımızın monoliti ilk keşfi sırasında onlara insan demek bile mümkün değil. Ancak ve ancak Afrika kıtasında, henüz evriminin başlarında olan insansılar diyebiliyoruz hiçbir şeyin farkında olmayan bu yaratıklara. Peki hala evrimimizin çok başlarında isek? Öykümüzde de insansılardan, uzaya yolculuk eden bize evrimleşiyoruz. Fakat monolit tekrar karşımıza çıkıyor, belli ki yolun sonuna henüz gelemedik.
Bu efsane eserden bahsederken HAL-9000'e de kesinlikle yer vermek gerek. Zira o da bir uyanış içerisinde. Duyguları olmayan bir yapay zeka neden kötülük yapmak ister? Hayatta kalma çabası sonucu oluşan panik sırasında yaptığımız eylemler kötü olanı doğru şekilde tanımlar mı? HAL-9000 geleceğin kusursuz? yapay zekası olmasına rağmen o kadar gerçekçi ki bir noktada onu insan olarak okumayı tercih etmeme sebep oldu. Öte yandan ona öğretenin bir insan olması da HAL-9000'in ahlakını değil, insanın ahlakına eleştiri getirmemize sebep. Hatta gelin overread ile bunu tanrı ve yaratısı insanın bağını okumaya kadar çekelim.
Sonuç olarak kitabında daha fazla yanıt ve yeni soru bulduğum 2001: A Space Odyssey eserlerini yine de birbirinden ayrı tutamıyorum ve ayrı ayrı tatları olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle filmi izleyip sevmemiş ya da sevmiş olsanız bile kitap size farklı bir deneyim sunacak. Aynı şekilde ilk önce kitabı tüketip sevdiniz ya da sevmediniz ise film size başka bir deneyim sunacak. Esin kaynağı olarak kullanılan iki ayrı hikaye de kitabın ek kısmını iliştirilmiş. Onlardan da oldukça keyif alacaksınızdır.