8/10
·364 syf.··
Beğendi
·
2021 1. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2021 06:46
Maruha, Bade Osma'nın ikinci kitabı ve ilk romanı. Bilen bilir gerçek hikâyelere ürperen, filmlerde de kitaplarda da sırf 'gerçek' diye içeriğe ekstra değer yükleyen biri olmadım hiç. Maruha'nın da bu dünyada var olan biri üzerine olması beni heyecanlandırmamıştı. Tatavla'da Bir Delirme Vakası'nı (öykü kitabı) bundan 5 yıl önce okumuş ve sevmiştim. Sonunda Maruha'yı da okuma şansı buldum. Maruha, yazarın teyzesi ressam Sevinç Osma'nın 20'lerinden 40'larına uzanan bir hayat hikâyesi. Hayat hikâyesi dediğime bakmayın, kurmaca ile gerçeklik öyle iç içe geçmiş ki, okurken kurgu bir karakteri okuyor gibi hissediyorsunuz. Kitabın içinde Sevinç Osma'nın (Artık kendisine Maruha diyeceğim, o kendisine öyle diyor.) gezi notları da var, uzun gemi yolculuklarında dünyanın her bir yanında gördükleriniz çizdiği resimleri de... Maruha, kendi aykırılığını anlamaya, onu bir nevi reddetmeye çalışırken hayatını istemediği bir noktaya getiriyor fakat bundan da yeniden doğarak sıyrılıyor. 50'lerin sonu 60'ların başı olmasına rağmen Maruha'nın güzel sanatlar akademisindeki günlerini, yayınevlerine kapak çizmeye başlayışını hâlen günümüz Türk genciyle bağdaştırabiliriz. En azından ben, kendi telaşlarımı Maruha'da buldum. Her dönem kitabı gibi, içinde 60'lar ve 70'lerin siyasi ortamını, o dönem Türkiye'sinin sosyal yaşamını gözlemleyebiliyoruz. Bir yandan Maruha'nın ilk gençliğinden itibaren içinde büyüttüğü yarı feminist kadını çok karikatüristik buldum, diyebilirim. Kör göze parmak cümleleri belki de Sevinç Hanım'ın kendi düşünceleri olduğu için bu şekilde sunulmuştur, bilemiyorum. 19. yüzyılın erkek dünyasında yaşayan kadın korsan Mary Anne'i de unutmamak lazım. Önce yoğun, sonra yavaş yavaş azalan sıklıklarla bu erkek kılığına girmiş korsanın zorluk dolu yaşamına biraz olsun tanıklık edebilmek ne büyük zevkti. Mary Anne ve Maruha'nın birbirini rüyada görüyor oluşları, Maruha'nın ancak Yılmaz tarafından 40'larına yaklaşırken terk edilip bir Portekiz sahil kasabasına yerleştiğinde rüya arkadaşını resmedebilmiş olması pek tabii metaforun dik alâsıydı. Gerçekte Sevinç Osma, kızıl saçlı korsanı akademi zamanlarından beri çizermiş. Şimdi 90'ına merdiven dayadığı bu dönemde kim bilir kaç yıldır ateş kızılı saçlarıyla hâlâ o kıpır kıpır genç kadın Maruha. Maruha'nın Mary Anne'i arınıp yeniden doğduğu bir dönemde çizmesi ve romanın iki kadının kucak kucağa kavuşmasıyla son bulması, Maruha'nın içindeki kadınlardan biri olan kızıl saçlı korsanı doğuruşunu temsil ediyordu. Marry Anne, başından beri Maruha idi. Mürettebat her ne kadar Maruha'yı sevse de kendine ihanet edip kurduğu hayat onu sevmiyordu. Maruha'nın o gemide, o hayatla hiçbir zaman işi olmamıştı. Peki, 20'lerinde Paris'te bir tavan arasında yaşayan deli bir ressam olsa içindeki kızıl saçlı korsanı çıkarabilecek miydi? Belki de hayır. Bu sebeple Maruha'nın gerçek/kurgusal yaşamı, böyle ilgi çekici ve içten bir yolda ilerledi. Ve sonunda fırtına, olacağına vardı. Dindi.
MaruhaBade Osma Erbayav · Yitik Ülke Yayınları · 20166 okunma
·
71 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.