Maruha, Bade Osma'nın ikinci kitabı ve ilk romanı.
Bilen bilir gerçek hikâyelere ürperen, filmlerde de kitaplarda da sırf 'gerçek' diye içeriğe ekstra değer yükleyen biri olmadım hiç. Maruha'nın da bu dünyada var olan biri üzerine olması beni heyecanlandırmamıştı. Tatavla'da Bir Delirme Vakası'nı (öykü kitabı) bundan 5 yıl önce okumuş ve sevmiştim. Sonunda Maruha'yı da okuma şansı buldum.
Maruha, yazarın teyzesi ressam Sevinç Osma'nın 20'lerinden 40'larına uzanan bir hayat hikâyesi. Hayat hikâyesi dediğime bakmayın, kurmaca ile gerçeklik öyle iç içe geçmiş ki, okurken kurgu bir karakteri okuyor gibi hissediyorsunuz. Kitabın içinde Sevinç Osma'nın (Artık kendisine Maruha diyeceğim, o kendisine öyle diyor.) gezi notları da var, uzun gemi yolculuklarında dünyanın her bir yanında gördükleriniz çizdiği resimleri de...
Maruha, kendi aykırılığını anlamaya, onu bir nevi reddetmeye çalışırken hayatını istemediği bir noktaya getiriyor fakat bundan da yeniden doğarak sıyrılıyor. 50'lerin sonu 60'ların başı olmasına rağmen Maruha'nın güzel sanatlar akademisindeki günlerini, yayınevlerine kapak çizmeye başlayışını hâlen günümüz Türk genciyle bağdaştırabiliriz. En azından ben, kendi telaşlarımı Maruha'da buldum.
Her dönem kitabı gibi, içinde 60'lar ve 70'lerin siyasi ortamını, o dönem Türkiye'sinin sosyal yaşamını gözlemleyebiliyoruz. Bir yandan Maruha'nın ilk gençliğinden itibaren içinde büyüttüğü yarı feminist kadını çok karikatüristik buldum, diyebilirim. Kör göze parmak cümleleri belki de Sevinç Hanım'ın kendi düşünceleri olduğu için bu şekilde sunulmuştur, bilemiyorum.
19. yüzyılın erkek dünyasında yaşayan kadın korsan Mary Anne'i de unutmamak lazım. Önce yoğun, sonra yavaş yavaş azalan sıklıklarla bu erkek kılığına girmiş korsanın zorluk dolu yaşamına biraz olsun tanıklık