OKU(MA)YANLAR:
Kitap Dostoyevski’nin sürgün yıllarından sonra yazdığı ilk roman olmakla beraber ilk kitabı İnsancıklar’a göndermeler ve kendi hayatından izler ile dikkat çekiyor. Kitap yazıldığı dönemde beğenenler ve beğenmeyenler olarak çok tartışılmıştır, en çok okunan, hakkında en çok konuşulan kitaplar arasında yer almıştır. Kitabın başlarında iki farklı konu işlenir, sonrasında bu iki konunun birleşmesiyle çok güzel bir eser ortaya çıkar. İnce bir kitap olmasına rağmen aşk, yoksulluk, ihanet, entrika, gizem, pişmanlık daha birçok farklı konuyu birbirine harmanlayarak dolu dolu bir kitap ortaya çıkmıştır. Başlıca karakterlerin hepsinin kendine has ezilmeleri vardır, bu ezilmelerin hepsi birer birer önemli yerlere dokunur. Bu ezilmelerin sizin de hayatınıza dokunmasını istiyorsanız bence bu kitabı okuyun.
OKUYANLAR:
Nelli... Senin kadar üzüldüğüm, senin kadar sonun mutlu bitsin diye temenni ettiğim az karakter vardır. Kitabın ismi ilk başta sizlere de sınıf çatışması okuyacağım hissi yarattı değil mi? Gel gelelim sınıf çatışmasından ziyade her karakterin kendine özgü ezilmişliği vardır ve kitap bize farklı farklı ezilmelerin nasıl olacağını sunar. Ezilmiş olarak doğan ve ezilmiş olarak ölen Nelli karakterimiz var, hikayesini anlattığı sahne ağlayacak duruma sokuyor insanı, babasız büyür, annesi ölünce ev sahibi kadın onu satar, dilencilik yapar henüz küçük yaşta hayatın sillesini yemiştir. Ayrıca gururludur, fincanı kırdı diye gider dilenir yeni fincan alır, Vanya kendisine bakıyor diye hemen evi temizlemeye başlar ve sonlara doğru babasının kim olduğunu bildiği halde söylememesi bu yaşta bu kadar gurur ne desem bilemedim... Ana karakterimiz Vanya kendi isteğiyle ezilmiştir kendinden taviz vererek herkesin yardımına koşuyor, kendinden önce herkesin mutlu olmasını istiyor ve en büyük ezilmişliği sevdiği kadın mutlu olsun diye sevdiği adam ile arasını yapmaya yardımcı oluyor, ikinci adam olmayı kendi isteğiyle kabul ediyor. (Dostoyevski’nin ilk eşi bir öğretmene aşık olduğunda bunu kabul edip eşiyle arkadaş olmuştur). Prens kendi kibrinin, bencilliğinin altında ezilir, kendisi bence en gerçek karakterlerden biridir ve günümüzde kendisi gibi çok fazla insan vardır, kendisi de bir sahnesinde “benim gibi insanlar çok yaşar, biz mutluyuz” gibi bir söylev verir. Nataşa’nın sevdiği adam, Prensin oğlu yani Alyoşa, babasının altında ezilir, babasının kendisine dayattığı hayatı yaşamakla ezilir, kendi hür düşüncesi yoktur, kendi düşüncesi o kadar yoktur ki hangi kadını sevdiğine dahi karar veremez, babasının planları onu ezer. Onun bu ezilmişliği insanda bir acıma duygusu uyandırır, kendisini seven iki kadın da “ona acıyoruz” diyerek sever (burası bana Martin Eden’i hatırlattı). Nataşa verdiği kararların ve keşkenin altında ezilir, önce Vanya ile nişanlanır, kararından döner Alyoşa’ya ile kaçar, orada da hep bir kararsızlık içinde Vanya’yı çağırır, aldatıldığını bilir fakat Alyoşa özür dilediğinde hemen kabul eder, evden kaçış kararı onu ezer sonra pişman olur geri dönmek ister, kitabın sonunda yaşadığı keşke en başta Vanya ile olsaydım pişmanlığı ise en büyük ezilme kaynağıdır. Nataşa’nın babası ise çevresel faktörlü bir ezilmedir Prens tarafından uğradığı iftira onu ezer, insanların yüzüne bakamaz olur, davanın peşine düşmek için taşınır, kızı onu terk ettiğinde ezilir, kızının özleminin altında ezilmekten Nelli’yi kendi kızının yerine koymaya çalışır.
Kitap iyilik/kötülük kavramı üzerinden düşündürüyor insanı. Baktığımızda kötü olan Prens mutlu, diğer tüm iyiler mutsuz. İyi taraf ezilirken, kötü taraf hep üstte refah içinde yaşıyor. Mutlu olmak için kötü mü olmak gerekiyor? Hayır, kötülüğün filizlendiği bir toprakta gerçek mutluluk yeşeremez. İyi olmak mutlu olmak için yeterli değil midir? Hayır, iyi olmak aynı zamanda fedakarlık yapmak, ödün vermek, başkalarını düşünmek, yeri geldiğinde ezilmektir. Hep mutlu gözüken Prens’in son sayfalarda Nelli ile bağı ortaya çıkınca böyle mutluluk yerin dibine batsın diyor insan. Biz iyi olalım! Ezilelim, fedakarlık yapalım ama geriye dönüp baktığımızda küçücük bir kızın kalbindeki yara olmayalım. Biz iyi olalım, iyi kalalım...