·174 syf.····Okunma: 08 Şubat 2021 07:57 Yurdum insanının bilinç altına işlemiş korkularını, endişelerini, şüphe ve karamsarlıklarını mizah yoluyla iyice kabartarak, köpürterek sunuyor okuyucuya. Bu tarz mizah 1980li yıllarda ilgi görüyordu belki ama günümüzden bakıldığında ne yazık ki, çok tekrarı yapılmış ve tüketilmiş bir malzeme gibi duruyor. Kendisi de bir öğretmen olan Muzaffer İzgü, belki bu nedenle çocuk ve gençlere hitap ederek, okullarımıza da en rahat giren yazarlardan biri oldu. Kısa hikayeleri her ne kadar gülmece olarak tanımlansa da, öyle çocuklara veya gençlere yönelik olduğunu düşünmüyorum.
Bu kitaptaki hikayelerde de daha çok toplumsal ve siyasi taşlamaların yer aldığı görülüyor. Sıradan insanların polis vb. otorite güçleri karşısındaki korkularını oldukça yoğun yaşadıklarını görüyoruz. Sürekli bir polis, karakol, işkence, dayak vb. durumlar yaşanıyor. Tabii ki yazar yaşadığı dönemin gündeminden yoğun olarak etkileniyor ve besleniyor. Trafik yoğunluğu ve kuralsız araç sürmek o kadar travmatik işlenmiş ki, Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u almak için taarruz ettiğinde yoğun trafikte tüm ordusunu kaybediyor, kendisi de seyyar satıcıların elinde helak oluyor. Bir başka hikayede ise yurtdışından misafir gelen Rozmeri adlı turist kızın, kendisini ağırlayan alt gelir grubundaki bir aileye resmen çökmesi ve sömürmesi öyle bir anlatılmış ki, gülsem mi yoksa ailenin karikatürleşmesine öfkelensem mi bilemedim.
Aslında hikayelerde yer alan Türkiye'nin 1970li yıllarının sonlarına ait korku ve endişelerin, geçim kaygısı, trafik, adalet vb. toplumsal sorunların bugün de en az o günlerdeki kadar gündemde olmasına rağmen yine de empati kurmakta zorlandım. Kitabın içinde 20'den fazla kısa hikaye var, ancak bir kaç hikaye geçtikten sonra öykülerdeki anlatımın adeta bir tekrar içerisinde olduğunu hissine kapılıyorsunuz. Bu da gittikçe hikayelerdeki didaktik mesajı sıradanlaştırıyor.
Pedagojik açıdan çocuk ve gençlere tavsiye etmiyorum.