·76 syf.··Beğendi
···Okunma: 09 Şubat 2021 22:41 Tolstoy’un bu eserinde açık yüreklilikle ve şüpheci bir yaklaşımla kendi inancını, Tanrıyı, yaşamın anlamını, ölümü ve varoluşu sorguluyor. Bütün bunları sorgularken bilime, felsefeye ve dinlere de (İslamiyet, Hıristiyanlık, Budizm…) başvuruyor ve araştırıyor. Böyle bir süreçte çektiği beyin sancılarını açığa kavuşturmak istiyor. Yanlış uygulamalar nedeniyle kiliseye sert ve ağır eleştiriler yöneltiyor. Bundan ötürü de aforoz ediliyor. Aslında bu kitaba “Tostoy’un gerçeği arayış serüveni” de diyebiliriz.
Belki de bir çok kişi benzer psikolojiyi ve sorgulamaları hayatının belli dönemlerinde yaşıyor. Gerçeği ve iyiyi bulabilmek için de sorgulamaya ihtiyaç var. Sokrates’in dediği gibi “Sorgulanmayan bir hayat yaşanmaya değmez ”
Okunması gereken eserlerden birisi. Kısa ve anlaşılır. Yine de bir oturuşta okumamak ve anlamaya çalışmak daha yararlı olur.
Bütün insanlar hakikatin bilgisine sahiptirler, yoksa başka türlü yaşayamazlardı.
Her inancın özelliği ölümün yok etmediği bir mana vermektir yaşama.
Gerçi cehalet hep aynı şeyi söyler. Bilmediği bir şey varsa onun saçma olduğunu söyler.
Sevdiğin insanları kaybetmeye alıştığın zaman, hayatı önemsememeye başlıyorsun.
Gerçi cehalet hep aynı şeyi söyler. Bilmediği bir şey varsa onun saçma olduğunu söyler.
Soluk alabiliyor, yiyebiliyor, içebiliyor, uyuyabiliyordum. Bunları yapmamak zaten elimde değildi, ama yaşamıyordum.
İyiyle kötünün ne olduğuna insanların söyledikleri ve yaptıklarına bakılarak karar verilemez. Hakem benim yüreğimdir.
Bizim çevrenin dindarlarının bütün hayatı, inançlarıyla çelişkideydi.
Ölümün reddedilemez. Herkes tarafından kabul edilen varlığı bir peri masalı değil, gerçekti.
Herkes kendinin haklı olduğuna inanıyordu.
Hiçbir şey bir erkeğin kişiliğini iyi aile terbiyesi almış bir kadınla kuracağı yakınlık kadar geliştiremez.”