Puan vermedi·295 syf.··
2021 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2021 16:28
Russ Harris gerçekler bize tokat attığında aslında bizi gelişmeye, büyümeye davet ettiğini ileri sürmektedir. Bunu kabul edip azami şekilde bundan ne öğrenebiliz diye bakmamızın bize faydalı olacağını değerlendirmektedir. Bunu nasıl yapacağımızı ise ayrışma, ana odaklanma ve yer açma becerilerimizi geliştirmek üzere kullanmamızı, değerlerimizle temas kurarak bir amaca yönelik hareket etmemizi önermektedir. Kendine nazik ve şefkatle yaklaşma demir atıp duruşunu belirleyerek hazineyi keşfetme adımlarını prova ederek kullanmayı tavsiye etmektedir. Hepimizi rahatsız eden acı veren duyguları yaşadığını bundan kurtulmak için sürekli çabaladığı bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Atalarımızca bizi elimizde olanla yetinmeyi bilerek kıymet bilmemiz adına bir eğitimden geçmiş olsak da hepimiz evrimsel olarak olumsuzları bulup çıkartmaya meğilliyiz. İşte olumsuzları görüp bunlarla ne yapacağımız ile ilgili Harris bunu şu örnekle açıklamaktadır: Birisi gelip bir alet bulduğunu söyler. Tam üstünse parlak kırmızı bir düğme var bize diyor ki bu alet inanılmaz, tek yapmanız gerekn şu düğmeye basmak ve tüm korkularınız ve üzüntünüz tamamen ortadan kaybolacak. Ancak bir yan etkisi var. O düğmeye bastığınız zaman herşey önemsizleşecek ve hiçbir anlam ifade etmeyecek, sizin için değerli olan kişilerin ne hissettiği, ne yaşadığı umrunuzda olmayacak. Yaşamış mı ölmüş mü umusamayacaksınız. Bunları öğrendikten sonra yine de o düğmeye basar mıydınız? Acı veren duyguları da diğer duygularımız gibi kucaklayabilmeli ve gerçekten onları önemseyebilmeli. Duygularımız kol ve bacaklarımız gibi bizim birer bir parçamızdır. Bunlardan kaçmak ya da kıymetini bilmek bizim seçimimiz. Bunlar olmadan hayatımıza devam etmeyi istemeyiz. Onların hayatımıza yaptığı katkının kıymetini bilmeye çalışabiliriz. Anda var olabilmek ve kendimize şefkat gösterebilmek için sürekli egzersizler yapmamızın faydalı olacağı bunun bize büyük getirisi olacağı anlatılmaktadır. Sabırla sonuç almak için şu sözü kendimize hatırlatmakta yarar vardır: Gününüzü o gün ne kadar hasat kaldırdığınızla değil, o gün ne kadar tohum ektiğinizle değerlendirin. Olaylara verdiğimiz tepkilerin düşünce ve duygular bağlantısına dikkat çekmektedir. Shakespeare'in sözünde olduğu gibi iyi veya kötü diye birşey yoktur, düşünmek bir şeyi iyi veya kötü yapar. Aslında düşünceden ayrıştırma onların düşünce olarak varolduğunu kabul edip onları itmeden olduğu hallleriyle kelime resime dönüştürme şeklinde egzersizlerle kabullenip onlara yer açmak bizim iyi hissetmemizde rol oynamaktadır. Olumsuzu olumluya dönüştürme çabalarının düşünce ve duyguyu yok saymaya ve bunun da bizim benimsediğimiz değerlerle gerçek amacımıza ulaşmada bize hiçbir yarar sağlamayacağı ifade edilmektedir. Bazı zamanlarda düşüncelerimizle nasıl bu kadar birleştiğimiz ayrışmadığımızda ilgili bir dolu düşünce ile birleşmeye başlarız. Bu konuda da dikkatli olmak gerekmektedir. Duygularımızı kontrol etmekte kullandığımız yöntemler uzun vadede yaşam kalitemizi düşürüyor. Hava durumunu kontrol etmeye çalışmak gibi bir gerçekle yüzleşiyoruz. Kontrol etmeye çalışırken onları yok saymaya çalışarak geçiştirip acının süresini uzatıyoruz. Beklenti açığı yaratmak; istediğimizle elimizde olan arasında bir açık. Yeterince iyi değil eleştirmen sesini sürekli duymamıza neden oluyor. Yeterince iyi değil hikayesinin oltasına takılmak dışkı renkli bir gözlük takmak gibidir. Bu sesi duyduğunuzda bunu farketmek ve anda olabilmek adına gözlüğü çıkartıp etrafında olan bitenlere yönelik farketme egzersizi yapmak gerekmektedir. Yeterince iyi değil hikayesinin inatçı bir hali olan gücenme ile sıklıkla karşılaşırız. Kendimizi bu duyguya kaptırdığımız zaman bizi hemen hemen her zaman kendimizi baltalayan mücadelelere sokar. Budizm'de şöyle denir: "gücenme birisine fırlatmak üzere kızgın bir kömür parçasını kavramak gibidir." Bir başka tanımlama ise "gücenme, zehri kendinin yutup sonra başkasınınölmesini ummak gibidir." (Adsız Alkolikler) şeklindedir. Bu ifadelerin ortak yönü, kendimizi gücenmeye kaptırdığımız zaman, aslında tek yaptığımızın kendimize daha çok acı vermek olduğudur. Bununla daha önce de bahsedildiği gibi isimlendirerek bağışlayıcı olarak kendine önceden orada olanı geri verebilmek. (FORGİVE- BEFORE-GİVE ) Anda olmak ayrışma, yer açma ve odaklanma ile üç başlığa ayrılmaktadır. Şefkat ayrıca önemli. Zaman makinesi ile çocukluk haline şefkat gösterme egzersizi ile neler yaşamakta olduğunun anlaşıldığını göstermek. Bu kadar acı çekmemizin özünde bizim umursayan bir insan olduğunu göstermektedir. Eğer umurumuzda olmasa canımız yanmayacaktı. Bu sadece acı veren bir anı, bu acı yüreğimizle ilgili neyi açığa çıkarıyor. Bana neyi önemsediğimi gösteriyor. Bu noktada kendimize şunu sormakta fayda vardır. Kalbimin derinliklerinde benim için gerçekten önemli olan ne? Bu dünyadaki zamanımı tüketirken nasıl bir duruşa sahip olmak istiyorum? Nasıl bir insan olmak istiyorum? Kendime, başkalarına ve etrafımdaki dünyaya nasıl davranmak istiyorum? Hangi kişisel özellikleri geliştirmek istiyorum. Değerlerimiz nasıl davranmak istediğimizle ilgili hesefler ise ne elde etmek istediğimizle ilgili. Değerleri kurallardan farklı. Hata yapabiliriz. Acı çekebilirz. Kendimiz bunun olduğunu farkettiğinde kendimize şunu söylemekte fayda var: Ben hataları olan bir insanım. Gezegendeki her insan gibi ben de hata yaparım, işleri berbat ederim ve bir şeyleri yanlış anlarım. Bu insan olmanın bir parçasıdır. Kitabın sonundaki ekler bölümünde yapılacak ezgzersiler açısından oldukça faydalı. ACT modeli ilr ilgili bilgi edinmek isteyen herkes okuyabilir.
Gerçeğin TokadıRuss Harris · Litera Yayınları · 2017402 okunma
·
378 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.