·200 syf.····Okunma: 13 Şubat 2021 17:49 Kitap, Peyami Safa'nın neredeyse her kitabında olan hastalık, yalnızlık ve ikilemler arasındaki savruluş temaları üzerine inşa edilmiş. Peyami Safa, romanın karakterlerinden muharrirde şüphesiz kendini ve romanda yaşanan olaylarda da başından geçmiş olması muhtemel sergüzeştleri anlatmış. Kitabın içinde muharririn "Bir Adamın Hayatı" isimli eseri dağınık ve parça parça ele alınıyor, çoğunlukla Mualla ile birlikte nadiren de Vildan'ın ağzından eşlik edebiliyoruz muharririn bu eserine. Ayrıca hastalık ve yalnızlık teması Bir Tereddüdün Romanı'ndan sıyrılarak kendi içinde yer alan Bir Adamın Hayatı'nda bize kendini aksettiriyor. Öyle bir raddeye çıkıyor ki bu, Mualla okurken fazlasıyla etkilenip kendini hasta hissediyor. Elbette burada Peyami Safa, kendi kitaplarının etkileyiciliğini bizlere göstermek istiyor. Bunu farklı yerlerde ve ekseriya başka karakterlerin ağzından yapıyor.
Kitabın tereddüt boyutu, muharririn Mualla'ya evlenme teklif edişi ile başlıyor, bu kısma kadar ne yazık ki kitaba temel olamayan Bir Adamın Hayatı'nın Mualla üzerindeki tesirlerini okuyoruz. Yani Server Bedi, kendi yazarlığını överek meşgul ediyor okuyucuyu. Tereddüt, teklifle başlamasına rağmen muharririn "kadın rüzgarı" olarak adlandırdığı süreç içerisinde kendiyle iletişime geçen Vildan'ın kişiliği ve onunla aralarındaki ilişkide daha çok tesirini gösteriyor. Şahsi temayüllerden bir anda asri ve dünyevi değişimlere geçişle tereddüdün aslında nerede olduğunu yazar, okuyucularına kanıtlamış oluyor; ancak bunu o denli keskin ve anlık ruhi değişimlerle yapıyor ki muharrir karakteri bir anda sanki bir başka karakter oluveriyor.
Kendince kesin söylemler ve gerçekleşmesine büyük bir kesinlikle baktığı tahminler yapıyor kitabın son bölümünde Peyami Safa, lakin yaptığı tahminler Aylak Adam ve Tutunamayanlar'ın çıkışı ile kanımca vuku bulmuyor.
Kitap, genel itibariyle karışık ve dağınık. Belki de bunu tereddüt temasıyla okuyucuyu etkilemek için yaptı yazar, fakat kafa karışıklığını daha fazla yaşattığı söylenebilir. Bütünlük içerisinde muharrir, kendi gibi hiçbir zümreye ve çevreye sığamayan insanların artık azalacağını ve yok olacağını kısmen kendi gibi olan Vildan üzerinden anlatsa da "bohem" hayat kapitalist düzen içerisinde kendine daha çok emsal bulmakta.
Vildan'ın yahut Anjel'in, artık adını bizim de bilemediğimiz karakterin hayata karşı tereddüdü konu alınsa kitap çok daha anlamlı ve belki de aylaklık ve tutunamazlığın temellerini oluşturacak, bu tür kitaplara örnek olacak bir eser olabilirmiş. Vildan'ın ıstırapları akışta beni romana daha çok bağladı. O halde onun ağzından çıkan şu sözlerle incelemeyi sonlandıralım:
"Her şeyin sadeliği altında ne müthiş kabuslar... Bir cam parçasına bakarken bile onun şeffafiyeti arkasından öteki eşyayı değil, camın içinde, camın göze görünmeyen derinliklerinde facialar gizlendiğini hissetmemek kabil mi?"