·110 syf.····Okunma: 12 Şubat 2021 19:58 Dostoyevski’nin üçüncü kitabı olan ev sahibesi, uzun soluklu öyküsü ile düş ile gerçek arasında sıkışıp kalmayı anlatıyor. Bilim ile uğraşan soylu Ordinov bir gün gittiği kilisede Katerina adında bir genç kıza vuruluyor ve onunla yakınlaşma uğruna Katerina’nın kaldığı yerde oda kiralıyor. Fakat katerina’nın sürekli yanında olan adam kocası mı babası mı bir türlü çözemiyor. Okuyucu da Ordinov ile beraber bu işin peşine düşerken Katerina’nın gerçek ile düş arasındaki yaşamına tanık oluyor.
Açıkçası Dostoyevski’nin yazdığı en ufak bir şeyi eleştirmek asla benim haddime değil, zaten çok objektif de olamıyorum bu yüzden ben sadece okurken hissettiğim ve yakaladığım bazı duygulardan bahsedicem. Öncelikle bu kitapta dostoyevski’nin diğer kitaplarına nazaran şiirsel bir yanı vardı. Sanki bazı satırları okurken Shakespeare’den bir parça okuyormuşum gibi hissettirdi. Aynı zaman da dostoyevski’nin sanki insanlığın tüm sırrını çözmüş gibi duygu ve ruh analizlerini okumak çok keyifliydi, konuyla alakası olmayan yerlerde bile kendi hislerimi bulabiliyordum okurken. Fakat kitapta ara ara kim nerede ne yapıyor anlaşılmıyordu. Hani dedim ya düş ile gerçek, tam da böyle şuan hangisi düş hangisi gerçek bazı yerlerde çözmek zor oldu; bazı yerlerde ise okuyucuya bırakılmış açık uçlu ifadeler vardı. Biraz bulmaca tadında, dönemin sosya-kültürel şartlarına değinirken karakter analizlerin bol olduğu ve ufak çaplı aşk üçgeni diyebilirim. Mutlaka okunmalı demiyorum ama okunmaya da değer dostlarım.