Serinin üçüncü kitabı olan Kralın Kafesi şöyle bir geriye dönüp bir ve ikinci kitaplara baktığımızda onları gölgede bırakmaya yetecek kadar aksiyon ve heyecan dolu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu kitapta da serinin ilk kitabı olan Kızıl kraliçe'de hissettiğim o müthiş tuhaf duygu karmaşası hissini hissettim. Bir an ağlayacak duruma gelip, bir an öfkeden gözüm döndü. Cal çok şirindi fakat bu kitapta da diğerlerinde olduğu gibi arada kalmışlık durumundaydı. Maven... Maven bu seride okuduğum beni derinden etkileyen bir karakter ve bu kitapta onu biraz daha anlıyoruz. Küçükken yaşadıkları, onu şimdiki benliğine kıstıran nedenleri görüyoruz. Sen Maven Calore'sin kendine gel diye bağırmak, fanusumun içinde tepinmek istediğim bir sahne oldu. Onu çaresiz görmek beni açıkçası üzdü. Yazar bu kitapta anlatımıyla her şeyi çok iyi sürdürmüştü. Törenler, saraylar, krallıklar, güçler... Özellikle her iki ırkta da bulunan diğerlerinden farklı güçlü insanların sahip olduğu güçler seri boyunca çok iyi tasvir ediliyor.
Kötü diyebileceğim pek bir kısım yok seride fakat bolca sinir olunacak karakter mevcut.
Artık bir kralın kafesindeydim. Ama o da öyleydi. Benim zincirlerim Sessiz Taş'tı. Onunkiyse tacıydı.
"Yalnız değilsin." Bakışlarındaki umut ifadesi içime işledi. "Tacın var."