Puan vermedi·272 syf.····Okunma: 09 Şubat 2021 01:33 "Halbuki tembel ve iradesizdim. Başka bir şey değil... Hayvan taraflarını avuçlarıma almaya, kafamla hareket etmeye alışmamıştım. Basit çocukça bir takım hürriyetleri insan olmaktan daha ehemmiyetli buluyordum. Ne kadar seversem seveyim, bir kişiye bağlı kalmak bana garip geliyordu..."
Sen ne kadar bizdensin be kardeşim, sen ne kadar şu etrafımızda, sağımızda solumuzda göre göre artık duymaz olduğumuz, lakin suratına suratına bağırıp yok etmek istediğimiz insansın.
Bir şeytan bu kadar mı güzel tasvir edilir arkadaş! Biz ona ne aşinaymışız meğer. Oturup kalkmış, yemiş içmişiz beraber.
"Her şey beni sıkıyor. Mektep, profesörler, dersler, arkadaşlar... Hele kızlar... Hepsi beni sıkıyor... Hem de kusturacak kadar..." İşte bir vapurda arkadaşı Nihat'a bu sözleri bir filozof edasıyla söyleyen Ömer, hemen o dakika Macide'yi görüp etkilenir. Şıp sevdi Ömer, ne olacak!
İşte Ömer hep böyle, yaptığı ile söylediği; aklından geçirdiği ile uygulamaya koyduğu asla aynı olamayan bir adam. Tutarsız, tutunamayan... Kim kolundan çekse oraya giden, düşündüğü şeyin peşinden gidemeyen insanlar vardır hani, hah! Ömer o işte. Suçlusu da hep içindeki şeytan.
Gelelim Macide'ye. Macide Ömer'e kıyasla daha aklı başında fakat o da toplumun ona biçtiği rolü benimseyip, kendini bu tutarsız erkeğin himayesi altına girmeye mecbur bırakan, tüm çırpınışlarını, tüm mücadelesini ani bir kararla Ömer'e teslim eden, kalbini Ömer'e emanet eden, çaresiz bir kız. Ortak bir nokta olarak Ömer gibi o da muhitinden sıkılmış. Ancak onun gibi iradesiz davranmayan daha aklı başında bir karakterdir. İrade dedimse, Macide daha çok tesadüflerle yaşamaya karşıdır. İnsanda irade gibi bir tutum varken tesadüflerin bir insanın hayatını belirlemesini saçma buluyor. Aslında Macide o dönemin cinsiyetçi yaklaşımına iradesini kullanan bir birey olarak karşı durur. Bir farklılık arar; Balıkesir'deki ailesinden, Emine teyzesinden, orta mektepteki arkadaşlarından daha farklı insanlar, daha farklı ortamlar arayışındadır. Konservatuardaki arkadaşlarını da boş, dedikoducu tipler olarak görür ancak en azından bir sanatsal tarafları olduğu, bu durumu katlanılır kılar. Ömer'le olan beraberliği onu yaşama bağlar görünse de bu bağların pamuk ipliği ile düğümlenmiş olduğundan ikisi de habersizdir.
Bir müddet sonra az önce bahsettiğim irade bir çeşit mecburiyete dönüşüyor. Macide Ömer'i, Ömer Macide'yi dünyanın merkezine alır. Elbette ikisinin dinamikleri daha farklı. Macide Ömer'in kanatları altında güvende hissederken, Ömer de Macide'yi içindeki şeytanla başa çıkacak tek kişi olarak görüyor.
İrade Macide'de bir nevi baş kaldırı şeklinde kendini belli ederken; Ömer'de bu durum yine toplumun belirlediği cinsiyetçi role uygun olarak erkeğin kadını yönetmesi gibi bir tutuma sebep olacak fakat Ömer bunu zaten beceremeyecek ve idareyi Macide'ye bırakacaktır. İradesini her kullanamadığında Macide'ye kızmaması için adeta yalvaracaktır. -bu bakımdan Ömer'e ne denir bilemiyorum- Ancak romanın yine sonunda Ömer bu iradeyi eline alacak ayrılmayı Macide'ye bırakmayarak kendi ondan önce ayrılmak isteyecektir. Bence yazar burada Ömer ve Macide'nin iradesini bu denli toplumun belirlediği rolün karşıtı bir şekilde kullandırarak, mevcut olan statülere ironik bir bakış açısı getirmiş. Aynı zamanda bu nikahsız birliktelikle de yine toplumun istediğinin aksi bir davranış var. Bu şekilde bir ailenin var olmasının mümkün oluşunu dile getirmiş.
Macide'nin öğretmeni olan Bedri Ömer'e zıt bir karakterdir. Macide'den hoşlanır, Ömer'le olan ilişkisinin yürümediğini görür fakat ses çıkarmaz, ikisinin geçinmesi için Ömer'in cebine harçlığını koyar. -Düşünün Ömer böyle bir arkadaşımız- Uzatmayalım, roman sonunda Macide yoluna Bedri ile devam edecektir. Güya Ömer, Macide'den, onu Bedri'ye emanet eder bir şekilde ayrılır. Burada bence yine Macide üzerinden bir kadının yine bir erkeğe mecbur kalışı söz konusu. Akıbetleri bilinmeden roman son buluyor.
Sonuç olarak toplumun kadına ve erkeğe biçtiği role değiniyor; aydın diye geçinen kesimin aslında içi boş, kof kimselerden oluştuğunu daha doğrusu oluşabileceğini irdeliyor. Sırf toplumcu gerçekçi yaklaşımı görmek için bile okunur.
Son olarak diyebiliriz ki toplumcu gerçekçi bir bakış açısıyla yazılan bu roman pek çok tespiti göz önüne seriyor. İnsanın içindeki şeytanın toplumun belirlediği, herkes için genel geçer kıldığı kurallar ve bunların neticesinde meydana gelenler olduğunu anlatıyor. Bu bakımdan bugün bile çok tanıdık bir durum. Yani şöyle bir bakınca hangimizin içinde şeytan yok? Toplumsal kurallar bazı anlarda hepimizin canına okumuyor mu? Bence okuyor...
Keyifli okumalar diliyorum...