Gönderi

9/10
·115 syf.··
Beğendi
·
2021 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 14 Şubat 2021 01:00
Neandertal gömütlerinde bulunan silahlar, aletler, kurban edilmiş hayvanların kemikleri üzerinden kuzenlerimiz Neandertaller'in ölümün farkında oldukları ve buna yükledikleri anlamlar konuşularak mitolojinin en eski izleriyle kitap başlıyor. Bu arada mitin ne olduğu ve insan yaşamında nasıl bir işlev gördüğü aralara yediriliyor. Mitin insan yaşamındaki sorunlar olmadan düşünülemeyeceği, miti yaratanın zaten bu sorunlar olduğu vurgulanıyor. Buna göre "mit gerçeklere dayalı bilgi verdiği için değil, etkili olduğu için gerçektir.” Örnek vermek gerekirse, Paleolitik Çağ (MÖ 20.000 – MÖ 8.000) insanının büyük saygı duyduğu hayvanları avlamak zorunda olmasıyla yaşadığı ikilem ancak mitle aşılabilmiş. Bu da mitin insan hayatından bağımsız ele alınmayacağını; mitin “psikolojinin ilk biçimi” olduğunu gösteriyor. Neolitik Çağ’da (MÖ 8.000 – MÖ 4.000) Tarım Devrimi ile birlikte değişen insan yaşamı miti de değiştiriyor. Bu önemli devrimle toprağın “doğurduğunu” gören insanlar yeni mitler üretiyorlar ve Ana Tanrıça ön plana çıkıyor. Hepsi olmasa da Paleolitik Çağ’ın bazı mitleri insan yaşamıyla teması kaybettiği için insan bilincinden uzaklaşıyor. İlk Uygarlıklar Dönemi’ne (MÖ 4.000 – MÖ 800) gelindiğinde ortaya çıkan kent yaşamı yeni mitleri beraberinde getiriyor. Bu dönemin sonunda eski Tanrılar artık insanlardan uzaklaşmaya başlıyor ve logos’un doğacağı Eksenel Çağ’a (MÖ 800 – MÖ 200) giriliyor. Eksenel Çağ felsefenin ve bilimin de başlangıcıdır. Nasıl ki Tarım Devrimi insan yaşantısının devrimiyse, Logos Devrimi de insan zihninin devrimidir. Aslında logos insan yaşantısında önceden de vardır ancak artık felsefe ve bilimi doğurmuştur. Mitler günümüze kadar varlıklarını sürdürecek olsa da zorlu “rakipleri” vardır artık. (Buradaki bilimin modern bilimin ilk aşaması olduğunu söylemeliyim ve hatta felsefenin içinde olduğunu. Aydınlanma sonrasında ise bir daha geri dönmeyecek şekilde bilim felsefeden ayrılacaktır.) Eksenel Çağ Sonrası’nda (MÖ 200 – MS 1.500) ise mitin durumu temelde aynı kalır. Bu dönemde Yahudilik Hıristiyanlığa sebep olur ve Avrupa karanlık zindanlardadır, bu dönemin en parlak gelişmeleri İslam Uygarlığı’nın Eksenel Çağ’ın önemli eserlerini Arapça’ya çevirmesi ve buradan bilimin taşıyıcılığını daha sonra Batı’ya devredene kadar sürdürmesidir. Kökleri Eksenel Çağ’a uzanan Büyük Batı Dönüşümü (MS 1.500 – 2.000) logos ile mite öldürücü darbeyi vurmaya geliyordu artık. “Fakat logos, insanoğluna hiçbir zaman ihtiyacı olan önemi veremiyordu. Yaşama yapısını ve anlamını kazandıran mit olmuştu, oysa modernleşme ilerledikçe ve logos ses getiren sonuçlar başardıkça, mitoloji giderek değersiz görülmekteydi.” Bir yandan yirminci yüzyılda gaddar bazı mitler doğdu ve milyonlarca insanın ölümüne ve sefaletine sebep oldu. Yazar bu noktada, mite yüzeysel bir şekilde “gerçekdışı” denilip gereken değerin verilmemesinin, yabancılaşmayı, can sıkıntısını, nihilizmi, boş inançları ve umutsuzluğu getirdiğini söyler; dini liderlerin bizi mitolojik konularda eğitemezlerse, yazarların ve sanatçıların, romanlar ve sinema gibi modern dünyanın araçlarını kullanarak “yitik ve sakatlanmış” dünyamıza yepyeni bir içgörü getirebileceğini söyleyerek kitabı bitirir. Bu kısa özetten sonra gelelim kitap hakkındaki değerlendirmeme. Küçük bir kitap olsa da bu yaptığım özetten çok daha fazlasını bulacaksınız kitapta. Mitolojiye hem bir giriş niteliğinde hem de belli bir temel olmadan bazı şeyler havada kalabilir. Dolayısıyla bu küçük kitap bilgiler derinleştikçe ikinci bir okumayı hak eder. Benim daha önceden kafamı kurcalayan ve bu kitapta cevaplarını bulabildiğim, aklıma gelen bazı soruları sıralayım: Acaba mit dış dünyaya ait gerçek bilgi verme iddiasıyla mı ortaya çıkmıştır? Eğer mit “gerçek değilse” değersiz midir? Logos ile mitin arasında nasıl bir ilişki vardır? İlle de birbirlerini dışlamaları mı gerekir? Günümüzde mitoloji nasıl algılanmaktadır ve bu durum insanı nasıl etkileyebilir? “Modern” toplum insanını, yani kendimizi anlayabilmek için, bugünkü sahip olduğumuz biyolojik altyapının evrimleştiği ortamlarda yaşamış insanlara bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Kendimizi bugünde değil, en az 10.000 yıl öncesinde ararsak kendimizi daha iyi tanıyabileceğimize inanıyorum. O dönemki atalarımızın yaşamında mitoloji ayrılmaz bir şekilde yer alıyor. O “ilkel” insanların dünyasıyla ilgili, 1994’te tesadüfen keşfedilen Chauvet Mağarısı’nı anlatan “Unutulmuş Düşler Mağarası” belgeselini öneririm. Lascaux, Altamira ve diğer mağaralarla ilgili şu kitaplara bakabilirsiniz: Mağara Ressamları Mağaradaki Zihin Cro Magnon Bu konuda bildiğiniz başka kitaplar veya belgeseller varsa önerilerinize açığım.
1000Kitap
Mitlerin Kısa TarihiKaren Armstrong · Alfa Yayıncılık · 2014594 okunma
··
542 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.