Puan vermedi·679 syf.··Beğendi
· Selamm.
Bugün canım #judithmcnaught 'ın kitabının yorumuyla geldim. ❤
Kitabı okurken bütün duyguları yaşadım ve bu duygular sadece bir karaktere karşı hissedilmedi, mesela Clayton'u sevdim aynı zamanda nefrette ettim veya Whitney'i sevdiğim yerler oldu ama aynı zamanda aşırı nefret ettiğim, tepkilerini ve davranışlarını saçma bulduğum yerlerde oldu veya diğer karakterler... Demek istediğim kitapta duygular konusunda gerçekçilik vardı, yani bir kişiye karşı körü körüne sevgi, saygı veya nefret değil de hepsi birlikte hissedilebiliyordu ve karakterler kusursuz değildi, sanırım biraz da bu sebepten sevdim kitabı. Kitabın diğer sevdiğim tarafı karakterler daha ben ne olduğunu anlamadan, nefret ederken bir anda aşık modunda değillerdi, o değişimi görebiliyorsunuz.
Hem Clayton hemde Whitney'in zeki diyalogları, kitabı daha güzel yapıyor. Whitney’in pırıl pırıl bir zekası, cesareti ve güzelliği; Clayton’un ise klasik erkek karakterlerden farklı olarak kıza karşı müthiş bir şefkati, anlayışı ve merhameti vardı tabi kitapta Clayton'un sabrının sonu ilk felaket sonra selamet oldu.
Yıllar önce kitap yazarın hangi kitabı için olduğundan emin olmadığım bir spoi almıştım o yüzden sayfalar akıp giderken hep bir diken üstünde hissettim kendimi, "yok ya yapmamıştır, o spoi bu kitap için değildir" dedim ama bu kitabınmış ve ben kaçınılmaz an geldiğinde sadece kitabı kapattım ve sebebi karakterin bende iyi kalmasını istememdi ama sonra @kitap olayın göründüğü gibi olmadığını devam etmemi söyledi, bunun için kendisine minnettarım.
Witney karakterinin boyun eğmez halleri, kadınlara dayatılanlara karşı tutumu, pes etmeyen ve zeki mizacını sevdim ama kitabın ilerleyen sayfalarında davranışları, kararları ve en önemlisi Paul'e olan takıntılı halleri beni o kadar bunalttı ki! Tabi bunun yanında Clayton'un da gelgitli halleri biraz kafa karıştırıcıydı ama bu Whitney'e karşı tutumundan kaynaklıydı, onu anlıyordu, sabrediyordu ve bazı şeylere göz yumup dayanmaya çalışıyordu ama asıl karakteri bu olmadığı için bazı tutarsız davranışları oluyordu. Clayton'un iki büyük hatası oldu ama bunlar tamamıyla ondan kaynaklı değildi tabi bu yaptıklarını yine de haklı çıkarmaz diye de düşünüyorum.
Kitabı okurken kafamda sürekli " bu kitaptan çok güzel bir dizi olur" düşüncesi belirdi ve gerçektende öyle.
Normalde betimleme çok fazla sevmiyorum ama bu türde en çok sevdiğim şey betimleme hele birde çok başarılı bir şekilde yapılmışsa müthiş oluyor ve yazarın betimlemeleri çok başarılıydı. Kitabın 679 sayfa olması göz korkutabilir ama türü sevenlerin kolaylıkla ve sıkılmadan okuyacağına eminim tabi ara sıra gereksiz uzatılmış hissiyatına kapılasilirsiniz bunun yanında kitap bitince de keşke bitmeyip devam etsede diyebilirsiniz. Bu kitapta beni en çok zorlayan durum aşırı derecede çelişki yaşamam oldu tam bir çelişkiler kitabı diyebilirim.
Arkadaşlar yorumumu bitirmeden yazarın teşekkür kısmını da çok sevdiğimi söylemek isterim.
Ve kitap hakkında birkaç bilgi vermek istiyorum, bunlar;
● Bu kitap yazarımızın ilk kitabı. Bir çok kişi Düşler Krallığı'nı ilk sanıyor ama yazarın ilk yazdığı kitap İçinde Aşk Saklı'dır.
● Yazar en başta Clayton'ı yan karakter olarak düşünmüş, esasen Paul ana karakter olacakmış. Yazar röportajında bahsederken; Clayton'ı daha yazdığım ilk anda onun büyüsüne bende kapıldım ve Clayton kendi kaderine kendi karar verdi demiş.
Bunları araştırma sebebim kitabı bitirdikten sonra farkettimki kitabı çok sevmişim, evet evet kitabı okurken değil bitirdikten sonra farkettim çok sevdiğimi.