·198 syf.····Okunma: 15 Şubat 2021 16:59 Kitapla ilgili pek çok alıntı ve inceleme yapılmış hem bu yüzden hem de hissettiklerimi tarif edemeyeceğimi bildiğimden öyle detaylı bir inceleme yapamayacağım fakat birkaç fikir paylaşmak istiyorum.
Öncelikle 1902 yazında, Doğu Londra gettosunda, Jack London'ın başından geçen bu acılarla dolu gözlemlerden sonra sorulması gereken soru şudur ki; İngiltere -belki- o dönemlerdeki trajedilerini geride bıraktı fakat ülkemiz de dahil olmak üzere kaç dünya ülkesi bu acıları geride bıraktı? Hala pek çok ülkede, belki adını bilmediğimiz gettolarda o günlerdekine benzer acılar her gün her gün tekrar etmekte. Belki o zamanlardaki kadar yoğun değil veya "modern zamanlarda", insanların algısını yönelttiği pek çok farklı alan olduğu için görüp de görmezlikten gelinmekte ama şu bir gerçek ki hala uzak-yakın ülkelerin gettolarında, uçurumun dibinde yüzlerce hatta binlerce kadın, erkek, çocuk, genç veya yaşlı insan, ağır yaşam koşulları ve açlıkla her gün ama her gün yüz yüze gelmekte ve bu cangılda bir şekilde hayatta kalmaya çalışmaktadır.
Şükretmekten çok okuduktan sonra "uçurum insanları"nın hayatlarına dair biraz empati yapıp çevremize daha dikkatli bakarak imkanlar elverdiği ölçüde bir şeyler yapmak ve yönetim sistemlerini sorgulayıp uyanışa geçmek için bu romanın, bir adım olması gerektiğine inanıyorum..
Keyifli okumalar demek isterdim fakat keyifli bir okuma olmayacağı aksine derin acılarla ve salt gerçeklerle örülü bir roman olacağı için yalnızca insan olduğumuzu bilerek hatırda tutarak ve bu acıları yaşayan herkesin de tıpkı bizim gibi insan olduğunu ve insani koşullarda yaşamayı hak ettiğini unutmayarak ve bunun farkında olarak okuyacağınız bir kitap olmasını diliyorum...