9/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2021 12. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2021 10:20
Otobiyografik anlatım türünün en beğenilen örneklerinden olan “Çocukluğum”, Maksim Gorki’nin ünlü üçlemesinin ilkidir. “Ekmeğimi Kazanırken” ve “Benim Üniversitelerim” üçlemenin diğer iki kitabıdır. Aleksey, küçük yaşta babasını kaybedince annesiyle birlikte büyük babasının ve büyük annesinin evinde yaşamaya başlar. Büyük babasının evi oldukça hareketlidir. Dayılarının bitip tükenmeyen miras kavgaları vardır. Sık sık aralarında tartışmalar ve kavgalar yaşanır. Bu evde hüzün ile sevinç, acı ile mutluluk her an yer değiştirir. Dayısının söylediği şarkılar ile birlikte yaptıkları danslar da bu evde yaşanan güzelliklerdir. Annesi bir müddet sonra küçük Aleksey’i burada bırakarak gider. Büyük babası ise en küçük hatasında onu döver. Çocukların dayakla eğitilebileceğini düşünür. Kendi çocukluğunda da yaşadığı ve gördüğü budur. Oysa küçük Aleksey’in kendi babası, bir çocuğun dayakla eğitilemeyeceğini bilen, aydın bir insandı. Büyükannesine, “Çocukları hep döverler mi ?“ diye sorar. Büyükannesi de ona “Evet, her zaman” dediğinde, sanırım içinde bulunduğu bu durumu olağan görerek, yaşadıklarına ancak katlanabiliyordu. Büyük anne ise ona en yakın olan ve onu en çok seven kişidir. Onun sevgisi, sıcaklığı, doğal davranışları, hele ki anlattığı o renkli öyküler küçük Aleksey’e her zaman iyi gelir. Tıpkı Çehov’un annesinin de çok iyi bir öykü anlatıcısı olması gibi, küçük Aleksey’in babaannesi de çok iyi bir masal anlatıcısıdır. Bu iki kadın, bu iki büyük yazarın, yazım hayatında bu kadar başarılı olmasının bence en etkili iki ismi. Büyükannesi ve büyükbabasının Tanrı’ya yaklaşımları da farklıdır. Büyükbabanın inandığı Tanrı küçük Aleksey’in kalbinde korku uyandırırken, büyükannesinin Tanrısı ise sevecenliği ile ona hep huzur verir. Kendi ruh hallerine göre tanrıları da şekillenir. Büyükanne çevresinde her şeyi güzel gören olumlu biriyken büyükdede hırçın, öfkeli ve olumsuz bir insandır. Hele ki büyükannenin kendisini döven büyükdedeyi bile haklı görmesi, küçük Aleksey’i bile sinirlendirir. O ise Tanrının kadınları erkeklere emanet ettiğini söyler. Bütün dinlerde kadının yeri aynı, kadınlar hep erkeğin emrinde ve erkekler ne isterse onu yapmaları emredilmiş. Köle hayatından başka bir şey değil. İçler acısı olansa kadınların bu durumu kabullenmesi. Küçük Aleksi insanlardan bunaldığı ve yalnız kalmak istediği zamanlarda kendine evin bahçesinde yalnız kalabileceği bir yer yapar. Burada yatar uyur. Bahçede geçirdiği o yaz küçük Aleksi’nin kendi gücüne güven duymasını sağlar. Güneş ışınları, kuşların ötüşü, yıldızlar onun küçük dünyasına güzellikler katar. Ruhuna huzur vererek onu mutlu eder. Gorki’nin yaşadığı bu dönemde, Rusya’da aile yapısı, insanların ilişkileri, değer yargıları, yaşama biçimleri, iyi kötü anlayışlarının, maddi durumlarına göre şekillendiğini de görmek mümkün. Gorki’nin olgunluk döneminde anlattığı bu hikaye ile geriye dönerek kendini tanıma ve anlama çabasını da kolaylaştırdığını düşünüyorum. Yaşanan her olayın, güzelliğin, çirkinliğin, acının, mutlululuğun, iyinin, kötünün bir insanın gelişiminde kesinlikle payı büyük. Önemli olan yaşanan olaylara nasıl ve nereden bakabileceğini bilmek ve yorumlamak. Maksim Gorki her türlü acıyı, kötülüğü yaşamış olmasına karşın kendisini aşmış başarılı bir insan, dünyaca tanınan ve sevilen başarılı bir yazar.
ÇocukluğumMaksim Gorki · Can Yayınları · 201319,6bin okunma
··
25 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.