Puan vermedi·141 syf.··Beğendi
· Herkese merhaba,
Bu kitap, kısa kısa hikâyeler ve masallardan oluşan, hayatın farklı kısımlarından alınmış bir Sabahattin Ali eseri. Ama sadece bu tanım kitabı anlatmaya yetmez. Çünkü ben de çok farklı ve değişik duygular bırakması, duygu seline kapılmama neden oldu. Yazarımızın hayatını ele alacak olursak bile fazla kötü zamanlar geçirdiğini anlayabiliriz. Ve kitabı yazarken de bu yaşanmışlıklarından etkilendiğini düşünüyorum. Kitapta sonu iyi biten sadece bir öykü vardı. Onda da zaten okuyucuların yorumlarını cevaplamak için yazmış. Tabii kötü sonla bitti diyorum ama hep bir ders çıkarmamız gereken, yol gösterici hikâyelerle dolu… Anlatmaktan geri durmamış diye yorumluyorum. Türk insanını birkaç karakter ile gerçek anlamda bütünleştirmiş diyebilirim. Bu kadar iyi tasvirler ve Türk halkını harika betimleyip eserlerinde de bunlardan bahsetmekten kaçınmaması yüzünden o zamanlar insanların kendi karakterlerini kitapta okuyunca hemen savunma içgüdüleriyle hareket etmiş ve yazarımızın birçok kez mahpuslara düşmesine sebep olmuşlar. Oysa karakterlerini okumak, ders çıkarmak gerekirken, gülünç duruma düşmekten geri durmamışlar fikrimce…
Ayrıca üslubunu beğendiğim sayılı yazarlardan. Bazı bilmediğim kelimeler olsa bile anlamına bakıp veyahut cümlenin gelişinden çıkarmak kolay oluyor. Kesinlikle her neslin okuyup; anlaması, aktarması ve akıllara kazıması gereken bir kitap…
Sevgili yazarımız yukarıda da bahsettiğim gibi bize sezdirmeden bizi çarpıcı gerçeklerle baş başa bırakıyor. Geçmişin bıraktığı bu gerçekleri elinden gelse, her şeyden vazgeçip iyi bir gelecek sunma çabası içinde.
Ve şu şekilde veda ediyor bizlere: "Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız. Ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. En heybetlisini tuzla buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter."
Kim bilir belki de mazide kalanlar gözlerinin önüne gelmiştir…