Gönderi

Mu'tezile, en fazla akılcı teolojisi sebebiyle meşhur olmuşsa da, kesinlikle bir zühd hareketi olarak doğmuştu. Nitekim “Mu'tezile” ismi de günahkâr toplumdan rücû edişi ifade etmektedir. Onlar ancak tedricen ve II. (VIII.) yüzyıl sonlarında, yani hemen hemen ehl-i hadîsin genel dinî hareketten koptuğu sıralarda genel zühd hareketinden ayrılmışlardı. Sûfî terimi, Cüneyd ve halkasındakiler için kullanılmadan önce Mu'tezilî zâhidler için kullanılıyordu.
Sayfa 301 - Klasik·Kitabı okudu
Din
·
30 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Ama haddizatında sonuca bakmak lazım.
Dağlı
Gönderi Sahibi
İstediğiniz kadar faidesiz görün. Bu gün usülü fıkıh ilmi dediğiniz ilmin temelini atanlar Mu'teziledir. Bu ilmin 4 ana eserinin ikisini onlar yazmıştır. Biri Kadı Abdülcebbarın el-Umedi diğeri Ebü'l Hüseyin el-Basri'nin el-Mutemed'i. Sünni kelamcılar, hatta Mutezileye en uzak olan Hanbeliler dahi onların temelleri üzerine usulü fıkıhlarını inşa ettiler. Kıyas bahsinin kavadihül ille babında hala mutezile'nin belirlediği kıyası iptal eden unsurlar üzerine bir taş koyabilen çıkmadı. Kaldı ki Hanefi usulünün imamları Mu'tezile idiler. Ebu Said el-Berda'i gibi, ya da Ebü'l Hasen el-Kerhi. Bunlar kendi yaşadıkları dönemin Hanefi mezhebinin imamları idiler. Hatta ikincisi aynı zamanda Mutezile'nin imamlarındandı. Bu kadar safların birbirine girdiği bir tarihte faydasızlıktan söz etmek zor. Kısacası bu konular hakkında sağlıklı bir fikir elde etmek için hem usülü fıkıhta hem de İslam mezhepleri tarihi ve mezhep âlimlerinin biyografilerinde belli bir okuma ve birikim gerekiyor. Öbür türlü hep genel geçer kaidelerle avunuluyor. Burada bitiriyorum, geceniz hayrolsun...