Kitabı ilk okumak istemedim çünkü kötü olacağından korktum. Ayrıca Harry ve Hermione shipleyen biri olarak onların başkalarından olan çocuklarını okumak istemedim. Ama bakın, buradayım...
Kitabı ilk okuduğumda bir şey anlayamamıştım. O zamanlar tiyatro okuyamadığım için ve genel berbatlıktan dolayı galiba. Ama bir daha okudum ve bir günde bitirdim.
Evet, kitap akıcı ilerliyor ve bayıldığım kısımlar da olmuştu. Ama genel bakarsak kötüydü, Wattpad'de daha güzelleri var.
SPOİLER:
Direkt Ölüm Yadigarları'nın sonundaki 19 yıl sonra ile başladı ve sonra Harry'nin yara izine dokunması yerine onları trende görüyoruz. Sonra Weaslylerin kızı Rose, Albus'a kiminle arkadaş olacaklarını belirlemeleri gerektiğini söylüyor. Daha burada sinirim bozuldu çünkü Harry, Draco'ya "Yanlış kişileri kendim seçebilirim.", dediğinde hayatındaki en önemli kararlardan birini vermiş olmuştu. Çünkü seçtiği doğru kişiler hayatına dokundu. Harry Potter'da onların arkadaşlığının yanında o süreci de okumuştuk ve arkadaşlığın kutsallığı kalbimize dokunmuştu. Rose'un "Seni seçtim Pikachu" şeklinde arkadaş edineceklerini düşünmesi, arkadaşlık gibi bir kavramın basite ingirdendiğini düşündürttü bana.
Ondan sonra Scorpius'un oturduğu yere geldiler. En baştan bize Altın Üçlü havası verilmeye çalışıldığını anladım. Ancak Altın Üçlü öyle basit bir şey değil. Dünyanın en güzel arkadaşlıkları arasında ilk ikidedir benim için [Çapulcular (Sen değil Peter) mı Altın Üçlü mü karar veremedim]. Yani "haydi Altın Üçlü'ye benzetelim" demekle olmuyor, biz onların neler yaşadıklarını biliyoruz ve buna bağlandık. O havayı istesek de alamayız, çok zorlama olmuş. Aynı şekilde Rose'a da Hermione havası verilmeye çalışıldığı apaçıktı ancak Rose aşırı sinir bozucu. Ben bu kadar önyargılı birini görmedim. Scorpius'a davranış şekli sinirimi bozdu. Bir de bunun üzerine Scorpius'un Rose'dan hoşlanması Türk dizilerinde kendisine kötü davranan erkeğe aşık olan salak kızlar gibi olmuş. Yani saçma.
Bunun dışında Albus ve Scorpius'un tanışması da şöyle diyebiliriz:
Scorpius: Senin baban, benim babamı sevmiyordu.
Albus: Senin baban da benim babamı sevmiyordu.
S: ...
A: ...
Albus ve Scorpius: HAYDİ BFF OLALIM!
Ama ilişkileri aşırı güzeldi ♡
"Dumbledore aşkına" "Dumbledore'a şükürler olsun" diye deyimler türetilmiş olması aşırı şeker ve güzeldi. Bayıldım! Çünkü Merlin gelmiş geçmiş en güçlü büyücü Merlin için nasıl "Merlin'in sakalı / donu" gibi deyimler türemişse aynısı Dumby için de olmuş. Gerçekten tarihe adını yazdırdı. Belki de ileride "Potter'ın yara izi" gibi deyimler de çıkar. Çok tatlı olur doğrusu :)
Scorpius'un Voldi'nin (Evet, Voldi diyeceğim çünkü Grindelwald'dan sonra Voldemort bana çocuk gibi geliyor) çocuğu olduğu söylentisine de anlama veremedim. Ama Draco harika bir babaydı ♡
Harry'nin her zaman harika bir baba olacağını düşünmüştüm. Çünkü kendisi babasız büyüdü ve babaları gibi olan Sirius ve Remus'u da kaybetti. Bu yüzden eğer çocuğu ile küsecekse bu onun üstüne çok düştüğü için olmalıydı. Bu arada Harry'nin Dumbledore'a "baba gibi" demesi de aşırı tatlıydı. Ve Dumbledore'un tablosu kalbime dokundu. Tabii sonra Minevra geldi "Tablolar gerçek kişilerin yarısını bile yansıtmaz.", dedi, kalbim kırıldı. Bir de Harry, Minevra'ya bağıran kişi olamaz değil mi, böyle bir şey olmadı değil mi? Allah'ım o nasıl arkadan uydurma bir sahneydi!? Birisi çok özlü iksir içmiş de Harry'nin yerine geçmiş olsun diye dua ettim. Aşırı mantıksızdı. Bir de Harry, nasıl oğlunu ARKADAŞINDAN ayırabilir? ARKADAŞ! Neyse...
Hazır karakterlere girmişken devam edeyim. Hermione iyiydi bence, onu biraz daha profesyonel ve ciddi görsem daha hoş olabilirdi. Çünkü Sihir Bakanı. Ama herkes ona bağırıp çağrıyor, bununla birlikte Hermione'nin gerçekten üst düzey biri olduğunu hissedemedim. Yanlış anlamayın, birinin üst düzey biri olduğunu tıpkı ülkemizdeki gibi hakaret anında o kişiye ceza kesmesi ile ölçüldüğünü düşünmüyorum. Ama Draco ona seçimi Harry'nin yandaşı olduğu için kazandığını söylemişti ve o anda kimse çıkıp da Hermione'nin "Çağının En Parlak Cadısı" ünvanını oturduğu yerden almadığını, Hogwarts'tan mezun olduğunu ve ne kadar zeki, çalışkan ve yetenekli olduğu söylemesini isterdim. Sonra da Hermione'nin "Ben Sihir Bakanı'yım. Bu kadar kişiden sorumluyum ve kafama göre hareket etmem. Yapıyorsam bir bildiğim vardır.", diye ayar vermesini deisterdim. O kudreti hissetmek isterdim.
Onun dışında Ron tam bir fiyasko. Sadece oburluğu ve sevecenliği ele alınmış. Tamam, obur ve sevecen. Ama Ron bizi, biz onu komedi unsuru olarak okurken yaptığı inanılmaz zekice davranışlarla düşündüğümüzden de akıllı bir karakter olduğunu göstermesiyle daima şaşırtan bir büyücü bence. İlişkilerinde Hermione'nin baskın karakter olduğunu tahmin etmiştim zaten ama gerektiğinde Ron, arkadaşları ve Hermione için yırtıcı bir canavara bile dönüşebilen bir karakter bana göre. Kitapta hepsinin çorbaya tuz katmakta kararlaştığı bir sahne var. Ve Ron diyor ki "Daha konuyu bile anlamadım ama bu tayfa varsa ben de varım.", siz şaka mısınız? Ron üçüncü tekerlek mi yahu!? Hepsi Ana karaktermiş de Ron'u da bir şekilde hikayeye dahil etmeye çalışıyorlarmış gibiydi! Sinirim bozuldu gerçekten.
Ginny'yi zaten sevmiyordum. Çünkü ayırt edici bir özelliği yoktu. O olmasa da seri hiçbir şey kaybetmezdi bence. İnsanlar diyor ki "Ginny'den sabrı öğrendik.", yav sabrı Ginny'den öğreneceğine git James'den öğren. James, Lily için 7 yıl boyunca çabaladı, ve bu hiçbir zaman takıntı değildi. Ginny benim için hayranı olduğu ünlü ile evlenen fangirllerden farklı değil. Oturup Harry'nin kendi gelmesini bekledi ve bu süre zarfında başka kişilerle de çıktı. Ayrıca yanlış hatrlamıyorsam Harry ile ilk öpüştüğünde henüz 3. sevgilisinden mi ne ayrılmamıştı. Neyse. Bu kitaptaki Ginny'nin de değişik hiçbir yanı yok. Sadece "Harry'nin eşi ve anne" ikisinde de iyi ama aşırı rahat geldi bana. Bu da sinirimi bozdu.
Harry'nin ergen triplerindeki hallerini hatırlıyoruz, değil mi? Albus kopyası. Ama Harry esprilydi. Albus, Scorpius dışındaki herkese karşı çok soğuk. Scorpius bir melek. Biraz tipleme ama çok tatlı.
Bir de Delphi var. Bella ve Voldi'den... Bu kadar saçma bir şey hakkında konuşacak kadar düşük değilim.
Albus'un okul yılları birer ikişer sayfacıktı. Harrylerin okul dönemleri için ayrı ayrı kitaplar vardı. Ayrı ayrı aşklar. Ayrı ayrı dersler. Ayrı ayrı büyüleyici yönler... Ama bunda yılların bu kadar çabuk geçilmesi bir şeylerden mahrum kalmışım gibi hissettirdi. Eksik hissettim.
Bunun dışında ufak tefek betimlemeler vardı. Hogwarts'a ilk girdiklerinde "Büyülü bir dünyaya geçiş" diye betimlenmiş sadece. Ama bu bir sorun değil, çünkü bir Potterhead olarak o "büyülü geçiş"i çok iyi biliyoruz :)♡
Neville'in Hogwarts'ta öğretmenlik yaptından bahsedimesi beni neredeyse ağlatacaktı :) :) :) Üçlünün selam yollaması çok hoştu ♡
Bir de Robert Pattinson "Edward Cullen'ı oynamış olacağıma Cedric Diggory'yi bir daha oynarım.", dedikten sonra bu kitabı okuduğunda fikrini değiştirmiş olması lazım. Çünkü Cedric de karaktersiz birine dönüşüyor. Sinirim bozuldu.
Bir de Snape var... Eğer okuduğum karakterin Snape olduğunu bilmeseydim onun Snape olduğunu anlamazdım. O soğukluğu hissedemedim. Üzdü bu biraz.
Şikayetlerim bu kadar değil. Ama ders çalışmam lazım. Zaten sonuna yaklaştım ve spoiler olduğu için kitabı okuyanlar okumuştur incelemeyi. Geri kalan kısım teknik Şikayetler olduğu için Mösyö Taha gibi Youtubeerların incelemeleriyle neredeyse aynı.
Sonuç olarak Albus ve Scorpius'u çok pis shipledim :D Harry ve Hermione'yi evli olarak görememek çok koydu.
NOX♢