Puan vermedi·256 syf.··Beğendi
· Macide, kendi halinde, bayağılıklardan hoşlanmayan genç bir kız. Ömer, iki yüzlü, riyakar insanların bulunduğu sosyal çevreye sahip, ama kendini tüm bunlardan kurtarıp, temiz bir hayata tutunmak istiyor. Bu iki insan tanışıp bir araya geliyorlar. Ömer, Macide'yi belki de kendisini düzeltecek biri yerine koyarak seviyor. Macide' de aynı fikirlere sahip. Sevdiği adamı değiştirebileceği ümidinde. Ama ikisinin de düşünemedikleri bir gerçek var. İnsanların iyi yönde değişmeleri kendi içlerinde yaşanan, fakat yakınlarını da içine alıp, yaralayan büyük bir savaştır. Bu savaştan galip çıkabilecekler mi?
Bedri'nin, fikirlerin ve bilginin şahsiyet haline gelmeden, başkalarını taklit ederek gelişemeyeceğinden bahsetmesi.
Veznedar Hüsamettin'in, Ömer'e,‘’Bana dünyanın hakikaten suratına tükürülmeye bile değmez olduğunu ve bu dünyada suratına tükürülmeyecek bir tek, ama bir tek insan bile bulunmadığını sağlam bir şekilde ispat ettin,’’ demesi.
Nihat'ın, fikir aşıladığı gençleri neden daha akıllılardan seçmediğini soran Ömer'e, verdiği o vurucu cevap.
* ‘’İçimizde şeytan yok…içimizde aciz var, tembellik var, iradesizlik, bilgisizlik…’’
* Dünyadaki en korkunç şey, ümidini kaybetmektir.
* Bir gün hocam bana, ‘’Zekânı mirasyedi gibi harcıyorsun,’’ demişti.
Kitabın kapağını kapattığımda biz insanlar neden kitap okuyoruz sorusunun cevabını bulduğumu hissettim. Bizler değişmek, gelişmek ve yaralarımızı iyileşmek istiyoruz. Aynı zamanda iyi bir insan, mutlu bir insan olmak istiyoruz. İçimizdeki kötülükten kurtulma, onu yok etme çabasındayız. İnsan bir sürü şeyin karışımıdır çünkü. Onun içinde iyilikte yaşar, kötülükte. Bir tarafı ağır basmaya görsün, diğer taraf hemen çeker indirir onu. İşte bu sebepten kendimize yol göstericiler ararız. Biri bize ışık tutsun, isteriz. Işığımızı ararız biz. Bu yüzden kitapları karıştırır, sayfalar arasında dolaşır, okur, düşünürüz. Gözümüz sulanır, alnımız kırışır, birazcıkta başımız ağrır. Biliriz ki, bir gün o ışıkla gözümüzün kamaşacağı zaman yakındır.