Birisi bana, "Tek mekanda geçen, karşılıklı konuşmalardan ibaret bir kitap okuyacaksın fakat şaşırma sakın, onu seveceksin," deseydi inanmazdım. Kitap okumak, oturduğun yerden macera yaşamaktır. Gidemediğin, hatta, asla gidemeyeceğin hayali diyarlara uzanmaktır. Bazen kanat edinip uçmak, bazen fersahlarca derinlere dalmaktır. Sonuç olarak bu kitabı okurken çok uzaklara gidemedim. Ama hem gerçek hayatın içinden kişiler ve olaylar sayesinde insan ruhunu görme fırsatım oldu, hem de kendi ruhumu.
Gülseren Budayıcıoğlu, hastalarına terapi yapıp onları iyileştirirken, bir anlamda okuyucularını da iyileştirmeyi esas edinmiş gibi.
Kitabın ana teması şu; duygusal ve fiziksel olarak şimdi nerede olduğumuz, geçmişimizde saklıdır. Doğduğumuz evler ve anne babamız bize şekil verir. İleride yapacağımız seçimleri (bunların en önemlileri eş ve iştir) çocukluğumuzda yaşadıklarımız belirler.
*Sevilmeyi sever insanlar. Böylece kendi seçtiklerini değil, onları seçme cesaretini gösterenlere aşık olurlar.
*Hastalığın sevgisizlikten, şifanın ise her zaman sevgiden, şefkatten geldiğini çok daha iyi biliyorum.
*Affetmek, insanı özgürleştirir, zincirlerini kırar.
*Sevgi her şeye dermandır.