Puan vermedi·252 syf.··
2021 1. kitabı
·
54 günde okudu
·
Okunma: 26 Şubat 2021 17:40
248- Milli mücadele dönemi, Cumhuriyetin kuruluşu ve ilk yıllarını anlatan, o döneme dair ilk durum öyküsü denebilecek eserlerden Ankara. Yakup Kadri Bey, baş kahraman Selma Hanım'ın hayatı ve hayatına giren üç erkek üzerinden bu üç dönemi üç bölümde anlatmış. İlk bölüm Selma Hanım'ın Nazif Bey ile birlikte milli mücadeleyi destekleyen bir çift olarak İstanbul'dan Ankara'ya taşındıktan sonra o zamanın köyden hallice Ankara'sında başlıyor. Ankara'nın eğitimsiz, gün görmemiş, savaşın da etkileriyle perişan haldeki mahalle ortamına ayna tutarken savaşın gidişatıyla ilgili çok fazla detay vermeden rütbelilerin yaşantısına da değiniyor. Bu kısımlarda en çok dikkatimi çeken şey o dönemden bugüne kalan semt isimleri oldu. Zamanında Ankara'nın en azından bazı kesimleri gerçekten şimdiki kurak bozkır havasından uzakmış betimlenene göre. İncesu ve Göksu mesela ortasından dereler akan, hayvanların otladığı ve etrafında pek fazla yerleşimin olmadığı izbe yerlermiş. Göllerin olduğu bölgedeki (büyük ihtimalle Gölbaşı'nı kastediyor) plajda yüzülüyormuş. Kavaklıdere ise gerçekten bir dere boyunca dizili kavaklardan oluşuyormuş. Şimdi aynı Kavaklıdere'de cadde boyunca dizili uzun uzun binalar mevcut. Bitki örtüsü ise kaldırımda dikilmiş olan tek tük ağaçtan ibaret. Dikmen o zaman da Ankara'nın Dikmen'iymiş. Çankaya ise kayalık ve tepelik, ağaçlarla bezeli bir bölgeymiş. Paşa'nın köşkü dışında civarda başka yapı yokmuş ve hatta köşke de patika yollar üzerinden ulaşılıyormuş. Ankara halkı ise Etlik, Hamamönü, Ulus civarında yaşamaktaymış ağırlıklı olarak. Ankara'nın bu portresi acayip ilgimi çekti. Keşke çok daha uzun uzun betimlenseymiş de uzun uzun okuma şansına erişseymişiz. Dikeniyle sevdiğimiz bu gülün gerçekten koktuğu zamanları görme şansımız olmasa bile en azından bir büyüğümüzden dinleme şansı bulmuş olurduk böylece. Hikayenin akışında ikinci bölüme geçilirken Nazif Bey'in zaman içinde savaşın etkilerinden korkup çekinmesi Selma Hanım'ın gözünden düşmesine sebep oluyor. Selma Hanım'ın gönlü öte yandan o dönemin hızlı ve yavuz subaylarından Binbaşı Hakkı Bey'e kayıyor. Onun o üniformalı, sert ve bıçkın halinden etkileniyor, Nazif Bey'e yol verdikten sonra da Hakkı Bey'le hayatlarını birleştiriyorlar. Bu esnada savaştan kaçmak yerine yeni eşiyle savaşın gözüne gidip cephede hemşire olarak görev alıyor. Sonra mücadele kazanılıyor. Bir yandan büyük bir inkılap dönemi başlarken öbür yandan cephenin kahramanları bu sefer şehrin kahramanları olmaya soyunuyorlar. Daha doğrusu cemiyet hayatının kahramanları. Bir yandan eğitimsiz ve fakir kesimin eğitimsizliği ve fakirliği devam ederken diğer tarafta Avrupai tarzda hatta Avrupa'yı bile kıskandıracak ölçüde şatafatlı binalar yapılıyor, arsalar alınıp satılıyor, rütbeliler emekliliklerinde ticaret ehli insanlara dönüşüyor ve düzenlenen göz kamaştırıcı balolarda ve eğlence gecelerinde boy göstermeye başlıyorlar. Bir gösteriş yarışı başlıyor. Yolun karşısında ise kaldırımda uyuyan insanlar alık alık bu gösterişli kesimi izliyor. Yakup Kadri bu bölümde bahsettiği karakterlerin her birini birer Felatun Bey olarak tasvir etmiş. O kan gölünde ve kaosta tek bir yumruk olanların refaha erince nasıl anında bozulmaya ve bireyselleşmeye başladıklarını biraz da acımasızca okurun yüzüne vurmuş. Okudukça hissettiğimiz hayal kırıklığını Selma Hanım'a da hissettirmiş. Hatta o kadar ki Selam Hanım büyük bir hayranlık duyarak evlendiği Binbaşı Hakkı'nın Hakkı Bey'e dönüşmesini hayretle seyrederken kocasını tanıyamayacak raddeye gelip buhranlardan buhranlara koşuyor bölümün sonlarına doğru. O yine memleket aşkıyla ve ateşiyle memlekete faydalı işler yapmak için tutuşurken kocasının tam bir keyif pezevengine dönüşmesini kaldıramıyor. Sonunda da kendisi gibi bu batının her türlü ahlaksızlığının abartılarak entegre edildiği laylaylom günlerinden sıkılan, bunalan ve buna artık tahammül edemeyen Neşet Sabit bey ile evlenerek hayatında bir radikal değişikliğe daha gidiyor. Neşet Sabit'in de Selma'nın da yegane yaşam amacı memleketi daha yaşanır hale getirebilmek. Bu nedenle biri kendini edebiyata vererek romanlar, öyküler, oyunlar yazmaya girişiyor; diğeri ise bir okulun idaresine. Tatil dönemlerinde ise diyar diyar Anadolu'yu dolaşıp yöre halkını geliştirmek için canlarını dişlerine takıyorlar. Bu üçüncü ve son kısımda Yakup Kadri biraz da hayalindeki ülkeyi tasvir ediyor. Sokaklarında her köşe başında sanat icra edilen, halkın eğitim seviyesinin geometrik olarak arttığı, devletçiliğin güçlü sisteminin herkesin refah seviyesini artırdığı bir cennet vatan hayal ediyor ve bunu anlatıyor. Okura da "ah keşke" demek kalıyor. Bu sene elimde evirip çevirip aheste aheste okuyarak bitirdiğim ilk kitap. Her ne kadar eski dilde kelimelerin bolca kullanılıyor olmasına rağmen (ki bu da kelime dağarcığıma katkıda bulunmuştur muhakkak) okurken oldukça keyif aldım. Özellikle de daha önce bahsettiğim üzere bu gri şehrin renkli günlerine dair gündelik tasvirleri okurken.
AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 20184,725 okunma
·
44 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.