Puan vermedi·208 syf.··Beğendi
· Kitaptaki satırların altını hiç çizmedim! Bunu çok nadir yaparım ne zaman bir hikayenin içine girsem, etraftaki gürültüyü duymayacak kadar hikayeyi özümsesem aklıma ne kalem gelir ne altını çizmek... Çizgili pijamalı çocuk II. Dünya savaşı sırasında bir Alman kumandanının 9 yaşındaki oğlu ile Auschwitz’teki (kitapta Out-Width olarak geçiyor, en büyük toplama, zorunlu çalışma, sistematik katliam ve imha kampı) 9 yaşındaki başka bir Yahudi çocuğun arkadaşlığını anlatıyor. İkisi de aynı yıl aynı gün doğmuş bambaşka hikayeler yaşayan çocuklar... Tarih bu kadar acıyla doluyken bu katliamlara, insanlık dışı suçlara çocukların gözünden bakmayı deneyen yazar bunu çok net başarıyor. Tel örgülerin ardında büyümeye çalışan bir dostluk. Kitabı ve yorumları okuduktan sonra herkes benim gibi bu çocuklara, geçmişte yaşanan utanç verici tabloya çok üzülmüş. Buna çok sevindim çünkü üzülmemiz insani duygularımızın yaşam belirtisi gösterdiğine dair bir işaret. Fakat bu kitaptaki acıları hala yaşayan dünya da milyonlarca çocuk var. Peki onların acısını duyabiliyor muyuz? Aslında isimler değişse de hikayeler hiç değişmedi, korku ve zalimlik devam ediyor. Biz ise onların acısını kendi bedenimizde hissetmediğimiz o şiddete biz maruz kalmadığımız sürece onları anlamaya tenezzül etmiyor, gözlerimizi kapıyor, kulaklarımızı tıkıyoruz. Tv’yi kapamak, Twitter’da bir kaç hashtage destek vermek, instagramda karartılmış fotoğraflar paylaşmak... hepsi bu. Bunlara asla manasız demiyorum kesinlikle yapılmalı ama demek istediğim şu; başkalarının ne acılar çektiğinin farkında olmayız, ta ki biz de o başkası olana dek. Eğer bu hikayeye üzülüyorsak gelin daha samimi olalım ve bir amaç edinelim ‘bir gün bir çocuğun acısına merhem olmak gibi... ‘ inanın bana eğer görebilirsek özellikle mülteci krizinden sonra etrafımız bu çocuklarla dolu.