Puan vermedi·138 syf.····Okunma: 28 Şubat 2021 17:57 “Hangi ülkü, derin bilim kafasını yaratan ülküyle boy ölçüşebilir; hangi ahlak biz insanların serüven, şiir susuzluğuna, kendini bir şeye adama isteğine böylesine coşturucu bir içki sunmuştur; hangi din insanda, insan olma gururunu böylesine cömertçe yükseltebilir?”
“Bilim bize bir ahlak sunabilir mi?” kitabından başından sonuna kadar sorgulanan asıl konu budur. Sonra kelime oyunlarına dem vurur, “ahlakın bilimi mi” yoksa “bilimin ahlakı mı” olur? Bunlar arasındaki farkı açıklarken özellikle bilimin halk nezdinde bir ucube olarak görünmesini (özellikle birinci ve ikinci dünya savaşlarından sonra) teknik olarak dilde olan yanılsamalardan kaynaklandığını öne sürer. Örneğin atom bombası birçok insanın hayatına mal olmuştur evet ama bunun sorumlusu bilim değildir, insanı yanıltan bilimin kendisi ile pratik uygulamaların birbirine karıştırılmasıdır. Bilim teknikten apayrıdır. Bu noktada da yazar sürekli aslında bir anlamda bilimin ne olup olmadığını da okuyucuya göstermeye çalışır. Bilime yöneltilen bu zamana kadarki var olan eleştirilerden yola çıkarak kendisinin bilime neden güvenilmeli ve bilime sırtımızı yaslamalıyızın altında yatan nedenlerini teker teker açıklığa kavuşturur.
İnsanı diri ve taze tutacak olan şeyin öğrenmek olduğunu söyler Bayet. Zaten öğrenmek de bilginin hayatını tekelinde bulundurmaz mı? O zaman bilme işini en iyi şekilde icra edebilmek için bilim araştırmasının kendinde bulunan ahlak ilkelerinin bütününü nelerin kapsadığını bilmek gerekir. Ayrıca Bayet kitabında geçmiş dönemlerden bugüne bilime karşı alınan tavrı ve bugün bilimden ne istediğimizi sorgulatır. Bizden öncekiler, “Bilim bize ne çeşit bir ahlak verecek?” diye sorarlardı; bizse, “Bize bilimi veren ahlak nedir?” diye soruyoruz. Bilim ahlakı temelinde belki ilkelerin üzerinde durarak konuyu geniş bir perspektiften sunmaya çalışır. Özellikle Albert Bayet’in kendisinin, Sosyolog olmasından ötürü bilime karşı insanların tavrını tarihsel perspektif içerisinden, spesifik olaylara dayandırarak sunarken Sosyolojiden de oldukça yararlandığını ve toplumbilimcilerin bu anlamda nasıl bir yönteminin olduğuna da değinmiştir.
“Karşılaştığı ortak tehlikeler önünde nihayet birleşen insanlık, bir yol kavşağında bulunuyor: Ya eski ahlaklarla birlikte bu ahlakların önleyip sınırlayamadığı parçalanmalarının ve kinlerin sürüp gitmesine göz yumacak (ki, o zaman, destanın bozgunla bitmesinden, uygarlığın, insan soyunun ve dünyanın yok olmasından, ilk defa olarak, gerçekten korkmak gerekir); ya da, tam tersine, bilim ahlakı bilimin ilerlemesine yoldaşlık edecek, belli ilkeler üzerinde insan kafalarının sağlam birliğini kuracak (ki, o zaman da, barışçı amaçlara kullanılan atom gücü, insanı son olarak, maddenin kölesi olmaktan kurtaracak, aklın artan özgürlüğü içinde bolluğa yol açacak, insan gücüne ve üstünlüğüne yaman bir coşku katacaktır.)”
Yazar özgür düşünceden yana tavır almıştır. Ve kitabın başından sonuna kadar bilim ahlakının ne olduğunun yanı sıra insan gelişimine katkısını da sorgulamıştır. Kitabın dili bazı yerlerinde ağır geldi ama buna rağmen akıcı bir şekilde ilerledi ve anlatımı ufak biraz kompleks geldi onun harici fuse tea gibi maşallah :d Tavsiye ederim kesinlikle okunması gereken bilimsel kitaplardan bir tanesi belki bunun yerine bir tık daha akıcı bir kitap tercih edilebilir ama yine de gayet okunabilir bir kitap.