Gönderi

9/10
·724 syf.··
Beğendi
·
2019 66. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 30 Haziran 2019 03:48
“Disconnectus erectus” Düşüyoruz yüksek bir yerden, hayat dediğimiz romanın içine. Tutunacak bir dal yok kayalıklarda. Her yere koşup yetişemeyen Selim gibi. Koşuyor, koşuyor yoruluyoruz. Tutunanlar anlayamaz bizi. Sahte bir yaşamla yetinenler hiç… Ülkemizde olan her değerli şeyin başına gelen gibi, yazıldığı dönemde anlaşılamamış fakat sonra birçok yazara ve esere ilham kaynağı olmuş, Türk edebiyatının en güzel örneklerinden bir romanı okuduk birlikte. Oğuz Atay’ın üslubuyla özleşmiş bu kitabın bende bıraktığı izleri paylaşmak istedim. Berna Moran’ın ifadesiyle: “Hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı,” olan bu romanda Selim karakteri üzerinden bir tükenişe şahit oluyoruz. En çok yarım bırakılanlar listenin en başında olan bu kitaptan 173 bin alıntı yapılmış. Hem bu kadar çok yarım bırakılması, hem de bu kadar derin bir iz bırakmış olması kitabın zorluğuyla birlikte edebi değeri için de önemli bir ipucu aslında. Neredeyse her cümlesinin altı çizilmiş, Oğuz Atay okurlarınca ezberlenmiş satırlar bunlar. Bu kadar değerli alıntılara ilgi yoğun olunca sahte alıntıların da yolu açılmış. Edebi bir ekolün izinde Olriç karakteri üzerinden benzer duygudaşlığa sahip her söz Oğuz Atay’a ithaf edilerek paylaşılır hale gelmiş. Yine yazarın ifadesini kullanacak olursak, canım insanlar bunu da yapmışlar. Üstelik, “İlk yalanı söyledikten sonra bir daha konuşmamalı insan,” diyecek kadar yalanlar konusunda katı bir yazara... Bu sahte paylaşımlar edebi olarak ne kadar rahatsız etse de aslının ne kadar kuvvetli olduğunu da gösterir aslında. Bu anlamda Oğuz Atay’ın hayatın sahteliği, kavramların yetersizliği ve insanın yüzeyselliği hakkında vermek istediği mesajlar tam olarak yerini bulmuştur diyebiliriz. Mesajlar okuruna ulaştıktan sonra vazgeçer anlatmaktan. “Vazgeçiyorum, bütün insanlığın önünde eğilerek özür diliyorum; beni yanlışlıkla çıkardılar sahneye,” der. Oysa geç de olsa okurları anlamıştır yazarın anlatmak istediklerini. Sahneye çıkması boşuna değil ve yeri doldurulası değil. İlk önce Selim çekilir sahneden, sonra Turgut, sonra Oğuz Atay. Büyük bir boşluk kalır arkada. Geride kalanlar sahnede tutunacak yer arar kendine. Sahneye çıktıkları için şaşkın. Aşağıya inecek kadar da cesaretleri yok. Herkes selim değil 28 yaşında… Seyirciler de memnun değil bu sahneden, anlamak erken. “Paramı geri isterim, yanlış filme gelmişim,” diyorlar. Oysa bu onların hikayesi, anlamak sonra, çok sonra. Bu topraklarda böyle yürüyor işler… Sonra sustu Oğuz Atay. “Çok şey vardı anlatılacak O yüzden sustum. Birini söylesem diğeri yarım kalacaktı Sen duydun mu sustuklarımı,” diyerek.” Orada kimse var mı!
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,9bin okunma
··
93 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.