Arkadaşlarım, Nar Ağacı'nı kesin okumalısın dediklerinde güzel bir kitap olduğunu tahmin etmiştim, ama okuyana kadar, en sevdiğim kitaplar arasına gireceğini bilmiyordum.
Bekiroğlu, anneannesi ile dedesinin, iki farklı insanın, iki farklı şehrin, iki farklı kültürün bir araya gelmesinin masalını kağıdın üzerine incecik işlemişti. Yazar, dedesinin hikayesinin peşinden Tebriz'e gidiyor. Eski fotoğraflara bakarak, aslında asla öğrenemeyeceği olası gerçeklerle yüzleşiyor. Bir süre sonra anlıyorsunuz ki, Setterhan, artık dedesi olmaktan çıkmış ve bir roman kahramanına dönüşmüş. Sadece Setterhan ve Zehra değil, kitapta adı geçen herkesin bir nevi kahraman, yönlenen ve yönlendirici olduğunu hissedip, ne yana bakacağıma bir türlü karar veremedim. Bir Azam karakteri vardı ki, o da apayrı bir romanın kişisi olabilme hakkını elinde bulunduruyordu. Hacı Bey, Büyükhanım, İsmail, Fotoğrafçı Olenin, Sofya, Piruz, hatta Vasili bile romanda olağanüstü bir yer kaplıyordu. Bittiğinde bile, hala o kitabı düşünüyor, kahramanlarını yanınızda hissediyorsanız, en güzellerinden birini daha okumuş, kenara koymuşsunuz demektir. Sizin de böyle hissetmeniz dileğiyle.