İnce Memed Toros Dağları'na çıkmış haykırıyor, karşılığı ta Sultan Ahmed-i Sâni Han zamanından kalma bir suskun olan Kalın Musa'dan geliyor mehteranla. Sonra Muhteşem Neyzen Bâtın Efendimizin mahdumu Zahir üflüyor nefesini neye ve onu da Vinteuil sonatı yalnız bırakmıyor. Onegin ile Peçorin düelloda karşılıklı birbirlerine düşmanca bakarken Mersault tüm umursamızlığıyla şahitlik yapıyor. Kimin öleceğinin bir önemi olmadığı bu anda bir köy baykuş uğulduyor. Bu olayların olduğu yıllarda Meksika dolaylarında gezinen 2. Felipe, Carlos adlı bir münzevi tarafından hunharca katlediyor. Ölümler ne yazık ki ölümleri kovalıyor. Basile adlı bir ressam, resmini yaptığı tefeci tarafından öldürülüyor, cenazesini de genç ressam arkadaşı Çartkov kaldırıyor.
İnsanın asıl derdinin tramvay tutamağına tutunmak olduğunu söyleyen Bay C. tutamağını Özben'lerden Turgut'a devrediyor. Fakat aslında Turgut'un tek derdiyse hayatının ışığını bulmaktı. Neyse en sonunda ışığını Selim'de, pardon Birinci Mehmet'te, yok yine yanlış oldu F.M. İkinci'de, bu sefer de yanlış oldu F.M. Üçüncü'de buldu. F.M. Üçüncü bu durur mu gitti önce Hüsn ile Aşk'ın ışığını söndürdü, o da yetmeyince Şehrikalp Apartmanı'nı pardon Pamuk Apartmanı'nı komple yaktı. Yakmak demişken bir itfaiyeci 451 kez söndürdü ateşini kitapların. Giden kitapların ardından Irazca Ana ilenip durdu ama bir nitelikli niteliksiz adam çoktan hepsini hafızasına kaydetmişti.
Leopold aldı biri dibinden idrar kokusu gelen domuz böbreğini tam tavada cızırdatarak kızartacakken evine Murphy, Watt, Molloy, Malone, Mercier, Camier, Vladimir ve Estragon gelmişlerdi Godot'ya bir bakmak için. Sonra güzel bir 16 Haziran gününde 49 numaralı roketi uzayda piknik yapan Rus kardeşlere göndermişlerdi. Rus kardeşler hiç durur mu dünyaya hediye olarak solgun bir ateş göndermişler, o da yetmez diye hem ses hem de öfke kokteyli yollamışlardı. Nehrin dalgalarını dinleyen Dalloway ansızın yüreğinden gelen sesi dinleyip kendini Arjantin sokaklarında bulmuştu. Orada seksek oynamayı çok seven bir garip adam onu karşılamış ve birlikte Küba'ya gitmişlerdi. Bu ülkede gerçeğin büyüsünü seven birisi onlara bu dünyanın krallığını göstermiş ve hep birlikte Macondo'ya uçmuşlardı. Muzları ve yalnızlığıyla ünlü Macondo'da hafızalarını yitirmiş hayalperestlere birlikte yaşama başlayıp tüm zamanlarını saatleri çok seven Mösyö İrdal Efendi'ye bağışlamışlardı.
Devamı... (İsteyen yoruma yazarak sayıklamaları devam ettirebilir.)