Kuyucaklı Yusuf; genel olarak Yusuf karakteri çerçevesinde gelişen, onun hayatından bir kesimi anlatan bir romandır.
İçerik olarak Kuyucak kasabasından Kaymakam Bey tarafından evlat edinilen Yusuf'un hikayesini okuyoruz. Küçük yaşta ailesinin katliyle bir trajedi yaşayan ve bunun acısını çevresine yabancılaşma ile yansıtan bir ana karakterimiz var. Hayatta kendini en yakın gördüğü kişi ilk olarak Kaymakam Bey olmakla beraber Edremit'teki yaşantısında üvey kardeşi Muazzez onu asıl hayata bağlayan faktör oluyor. Yusuf'un trajedisi kitabın sonuna kadar sürüyor. Birçok aci olaydan sonra sonunda Muazzez' e kavuşan Yusuf bu sefer Kaymakam Bey'in ölümü ve fakirlik ile sınanıyor. Sonrasında olayların geldigi noktada onu Edremit'e bağlayan her şeyi kaybediyor ve yeni bir hayata baslamak üzere yola çıkıyor.
Bu kitapta anlatıcı hakim bakış açısını kullanarak geniş bir çerçevede olayları ve durumları okuyucuya aktarıyor. Ayrıca öne çıkan bir nokta bireysellik ve toplumsallık arasındaki dengenin iyi kurulmuş olması. Yani anlatımdaki toplumun normlarını gayet net anlıyoruz fakat özellikle ana karakteri ve ilişkilerini yalnızca toplum açısından görmüyoruz. Bu karakterlerin zihnine girdiğimizde oldukça bireysel ve evrensel duygu durumları ile karşılaşıyoruz. Burada bireysellik yönünün eserde sanatsal yapıyı ayakta tuttuğunu düşünüyorum. Bu durumu özellikle doğa- insan karşılaşmasinda ve karakterlerin zihnindeyken görebiliyoruz. Toplumsal açıdan bakarsak Sabahattin Ali'ye has deginmeleri de görebiliyoruz. Örneğin; Şakir ve ona hem toplumdan hem devletten çanak tutanlar, Yeni Kaymakam ve Şahinde gibi tiplemeler o dönemde toplumdaki çökmüşlügü gözler önüne seriyor. Bu yönden eser, sanatsal çatı altında bulunmak üzere belirli bir fikre hizmet ediyor.
Eserde Sabahattin Ali'nin dilinin akıcılığını yakından görebiliyoruz. Dili asla okuyucuyu sekteğe ugratmiyor ve bir nefeste eseri özümseyebiliyorsunuz. Bunda etkili olan en önemli unsur kullanılan dilin oldukça net olmasıdır.