John Steinbeck 17 yaşına geldiğinde kafasına yazar olmayı koymuş biriydi. Yine o yaşlarda Stanford Üniversitesine girmiş ve sadece yazarlık konusunda nasıl daha iyi olabilirim sorusuna yanıt bulacağı derslere katılmıştır. Öğrenimi 6 yıl boyunca devam ederken çeşitli yerlerde işçi olarak çalışıp hem harçlığını çıkarıp hem de emekçinin ve alt tabakanın yaşadığı zorlukları gözlemlemiştir. Bundandır ki John Steinbeck eserlerinde, yoksul insanların ve işçi sınıfının hayat ile olan mücadelelerini, savaşlarını ele almıştır. Bu kitabında da aynı şekilde bu konulara değinmiştir.
Kitabın konusuna gelince; Meksikalı bir yerli olan Kino’nun tam da paraya ihtiyacı varken büyük bir inci bulması ve bulduğu İnci’nin hayatını nasıl değiştirdiğine tanıklık ediyoruz.
John Steinbeck öyle gereksiz betimlemelerden kaçınmış ki okurken “dank! dank! dank!” diye bütün olan biten yüzünüze çarpıyor, tamamen saf bir gerçeklik ile bakışıyorsunuz. Aynı hikâyeyi “Stefan Zweig” veya “Franz Kafka”nın kaleminden okusaydım muhtemelen daha çok hüzünlenirdim ama dediğim gibi süslemelerden kaçınılmış bir ana fikir var burada. Umutlanmak, sömürülmek ve hırsınıza yenik düşmek... Hayatta acaba bu sırayla mı uğruyor insana?