·423 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Mart 2021 14:04 Nereden nasıl başlayacağımı hiç bilmiyorum, sanırım bu ilk incelemem çok güzel bir kitaba denk geldiği için olsa gerek. Öyle güzel yerlerde duygusal bir karmaşıklığa düştüm ki, nasıl spoi vermeden anlatabilirim diye kaç saattir düşünüyorum.
Kaç senedir okumayı ertelediğim için bu nedenden ötürü kendime kızmış olduğum bir kitap oldu.
Victor Hugo'nun ölümsüz eseri Sefiller. Toplumun sorunlarını en usta biçimde ele alışı, bu sorunların gölgesinde giderek çaresizleşen ve daha da sefilleşen bir halkı ve dönemin Paris'ini en ince ayrıntısına kadar gözler önüne seren bilgi birikimiyle edebiyat dünyasının bir devi olduğunu kanıtlamış bu eserle, Victor Hugo.
Kitabın ilk başlarında anlatılan sevgilisi tarafından terk edilen genç kızın, çocuğu ile nasıl hayata sürüklenebileceği kitabın ileriki sayfalarında çok farklı boyutta anlamlandırılıyor, açıkçası ben hiç tahmin bile edememiştim.
Sefillliğin tezahür ettiği duygusal yansımalar...
Kitap karakterlerine değinmem gerekirse ilk başta Jan Valjan ile başlamak istiyorum. Toplum gelişimi dibe vururken yeniden yükselişe geçmeyi başarmış, yaşadıklarından sonra benimsediği ahlak anlayışıyla okuyucular da dahil olmak üzere herkesin gönlünde taht kurmuş ve bizi bolca vicdan ve erdem muhakemesiyle baş başa bırakmış bir karakter. Kendi yerine başkasının suçlandığını öğrenince verdiği kararla hem kendi hayatını hem etrafındaki insanların hayatlarını değiştiren, yeğenleri açlıktan ölecekken bir tek ekmek çaldığı için 9 yıl yatan erdemli bir kürek mahkumu. Her sahte isimle cinayet işlediğine inanan bu karakter, bir zamanlar yaşamak için ekmek çalan, bugün yaşamak için ise isim çalmak istemeyen vicdanlı bir pranga mahkumu. Sevginin ve iyiliğin verdiği fedakarlık ile hiç tanımadığı bir kız çocuğu için mücadele edip hayatının amacının onu mutlu görmek olması, yaptığı iyiliklerin bu mutlulukta kesişmesi. Daha sonra bu kız çocuğunun aşkın büyüsüne dalıp bu fedakar ihtiyarı unutur gibi olması, sinirli bir ruh hali içerisinde olmama sebep olmuştu:)
Farklı olay örgülerinin ve karakterlerin hiç ummadığınız şekilde kesişmesi, kitapta en sevdiğim şeydi sanırım.
Jan Valjan ve Javer arasındaki psikolojik karmaşıklık, kötülüğe karşı yapılan anlamlandırılamayan bir iyiliğin nelere kadir olabileceği...
Yasalara sadık olan Javer gibi ketum bir adamın bile kendini vicdan muhakemesine tabi tuttuğu ve bunun sonucunda kendini sonsuz bir karanlığa bırakması...
Sefalet içinde olan bir annenin, çocuğu daha huzurlu yaşasın diye nelerden feragat edeceği şeylerin duygu yüklü anlatılması.
Bir çocuğun sefaleti bir anneyi, bir delikanlının sefaleti genç bir kızı ilgilendirir, bir ihtiyarın sefaletiyse kimseyi ilgilendirmez.
Bu tüm dertlerin en soğuğuydu.
İnsanın asla geçmişinden kaçamayacağı, her durumda önüne çıkması da verilen en güzel mesajlardan biriydi. Kitaptaki her bir karakter sefaleti tatmıştı. Kitaplığında olan ve hâlâ okumamış olan varsa kesinlikle okumalı. Bendeki kitap 423 sayfaydı, biraz zaman sonra uzun versiyonunu okumayı düşünüyorum.
Jan Valjan artık benim için hiç unutmayacağım bir kişi olacak.
Bu arada, iyilik her zaman kazanacak.