Yıllar önce alınmış kütüphanenin bir köşesine atılmış, her el gittiğinde "aman çok kalın şimdi kim okuyacak" denmiş, her zaman alternatifi bulunmuş ve üstüne yüzlerce yeni kitap alınmış olan o kitap... Sonunda okundu. Okuduktan sonra tek bir düşünce oluştu aklımda "iyi ki ertelemişim". Bilseydim bu kitabı okumamış olmanın bu kadar şanslılık olduğunu, daha da ertelerdim. Victor Hugo'nun şairliğine hayran biri olarak yazarlığını keşfetmenin hem üzüntüsünü hem sevincini yaşadığım garip duygular içerisindeyim. Kitabı okumadan önce, popülerliğinden dolayı ve isminden dolayı sayfalar boyunca fakirlik, bedbahtlık, açlık, yokluk bekledim. Çünkü "SEFİLLER"den beklentim tam anlamıyla buydu. Ancak Victor Hugo o acı gerçeği yüzüme sayfaları çevirdikçe öyle bir çarptı ki. Kitapta insanların iç çatışmaları sırasında "BEN SEFİL BİR ADAMIM" cümlesini öyle yerlerde kullanmış ki. Herkes gibi ben de bu tuzağa düştüm. Sefalet bizler için çünkü açlık, yokluk, parasızlık, fakirlik... Hepsi maddi şeylere bağlı olan değişkenler. Ancak Victor Hugo karakterleri süründürürken, açlıktan ölmek üzereyken, cebinde beş kuruş parası yokken, paçavralar giyinirken değil ancak başkasının olana göz diktiğinde, kendi onurunu kaybettiğinde, kendini tanıyamaz hale geldiğinde, içini kötü hisler kapladığında karakterlerine diz çöktürüp "BEN SEFİL BİR ADAMIM" dedirtmiş.. Sefalet bizim düşündüğümüz gibi parasızlık yüzünden değil Hugo'ya göre ancak onursuzluk yüzünden ortaya çıkar. Bir adamın karnı aç olduğu için ekmek çalması değil, başkalarının saadetine ortak olmak için kendi olmayan bir adamın kimliğini çalması asıl sefalettir. Onursuz ve namussuz insanlar asıl "SEFİLLER"dir... Hayatım boyunca unutamayacağım bir ders verdi bana tam 2 yüzyıl önce yazılmış bu kitap. Önyargılarımla birlikte sefalet'i
Hugo üzerine inceleme yapmak veya buraya yazı yazmak bizim seviyemizde insanlar için fazlasıyla iyimser bir olay olur. Yazarın hangi kitabını bulursanız okuyun.
SefillerVictor Hugo · Kum Saati Yayınları · 0105,4bin okunma
Kitabın insana verdiği his çok derin çok içten ve hayatınız ne kadar farklı olursa olsun hep bir tarafı size tanıdık gelicek. yazar sizi büyüleyecek, kitap hayran bırakacak. kitap size hayatın aslında ne kadar gaddar ve bir o kadar da mucizelerin gerçek olduğunu gösterecek. iyi okumalar...
Hugo ve Tolga abiden sonra HUGO ismi ancak bu kadar güzel gelirdi insana. Başından sonuna kadar sıkmayan bir konu ve birbiri ile kurulan sürekli bir bağlantı zinciri var. Güzel kaliteli yüksek bütçeli filminin yapılmasını çok isterim.
Kendisi okuduğum en akıcı kitaplardan biriydi. Eğer duygusal bir okuyucuysanız bazı karakterlere sinirlenebilir, bazılarınaysa üzülmekten ağlayabilirsiniz (aynı benim gibi).
19. Yüzyılda Fransada geçen bu romanda çok fazla olumsuz olay yaşanıyor. İyi olanların ezildiği, kötü olanların yüzsüzce güçlendiği bir dünya söz konusu.
Olay örgüsü mükemmel bir şekilde işlenmiş. Başta kişilerin birbirinden bağımsız olduğunu düşünüyorsunuz ama tesadüfler karakterleri bir araya getiriyor. Kendisi romantizm akımından etkilendiği için bolca tesadüf ve karşılaşma görebilirsiniz. "Yok artık bu kadar da olmaz" demeyin gayet normal çünkü dediğimiz gibi romantizm akımından etkilenmiş.
Özellikle Marius ve Kozet'in aşkı çok masum ve güzel. Belki de en beğendiğim kısımlar orası olabilir.
Son olarak size tavsiyem kaliteli bir çeviriden okuyun. Ben Kumsaati yayınlarından okudum. İnanın bana o Türkçe beni o kadar rahatsız etti ki resmen okurken tadımı tuzumu kaçırdı. O yüzden çevirmene dikkat ederek alın.
Kitap o kadar heyecan verici ki elime her aldığımda 1 sayfa 1 sayfa diye gözlerim acıyana kadar okudum. Jan Valjan adında bir kürek mahkunun açlıktan bir ekmek çalmasıyla başlayan mahkumiyetinin firarlar sonrası 19 yıla çıkması. 19 yılın sonunda kin dolu bir şekilde mahkumiyetinin bitmesi ama her kapının yüzüne kapanması , iyi rahip bienvenünün ona kapısını açması bu evde gördüğü gümüş çatal bıçakları çalması ve jandarmalar tarafından bienvenüye sorulduğunda bunların hediye olduğunu söylemesi ve jan valjandan sadece iyi biri olmasını istemesiyle başlıyor asıl hikaye. Bundan sonra jan valjan hep iyi olmayı kovaladı iyilikler yaptı ama kötü talih onun peşini bırakmadı kürek mahkumiyeti hep hatırlatıldı ve hor görüldü yaptığı iyilikler tek kalemde silindi ama o yılmadı iyi biri olmaya devam etti. Fantin'in kızı kozet i tenardiyelerden kurtardı kendi kızı belledi ve kozetin hayatını güzelleştirdi mariusla güzel bir yuva kurmasını sağladı ve 2 güzel evlatının kollarında can verdi. Ölürken mutluydu
Kitabın sonunda sevgiden başka yüce hiçbir şeyin olmadığını vurgulayarak ve çokça verdiği insanlık dersleriyle beni mest etti. Zor hayat şartları Jan'ı kötü olmaya itmiş, dönemin adeletsizliği, sınıf farkının bu denli yüz kızartacak derecede fazla oluşu, merhametsizlik, yeğenleri için bir ekmek çalmak zorunda kalmanın sonucunda on dokuz yıl kürek mahkûmu olmaya itilen bu adamın iyi olması beklenemezdi. Cezasını çekmesine rağmen dışlanmış, hor görülmüş ve kendine sığınacak bir liman bulamayan adam piskoposun iyiliğini suistimal ederek aslında kendine büyük bir iyilik yapmış oluyor ve Jan iyilik yapmakla lanetleniyor! Keşke hepimiz iyilikle lanetlenebilsek. Dönem değişiyor kötülük değişmiyor. Ne kadar acınası... Düşene el uzatmak asıl büyük bir erdemliktir. Victor Hugo'nun romanında anlatmaya çalıştığı gibi. İyilik yapan insana alışılmamış, yaptığı iyiliklerin altında birşey arar olmuş bulamayınca kişinin kötü bir karaktere sahip olacağı düşünülmüş. Acı bir gerçek ki bizler iyilik yaptığımızda manşetler asar, televizyona çıkar, karşılığını alabilmek için zaman kollar, borç verir gibi iyilik yapar olduk. Övülmeyi bekledik.. övgüler hayır dualarından daha cazip geldi. Kendimizi yüce gösterdik ve sahtelikten ibaret koca bir maske edinmiş olduk. Önyargılarımızdan kurtulup kötü olanı iyiye teşvik etmeyi ve insanların elbet arınıp doğru kişi olacağını bilmemiz gerekir.
Nereden nasıl başlayacağımı hiç bilmiyorum, sanırım bu ilk incelemem çok güzel bir kitaba denk geldiği için olsa gerek. Öyle güzel yerlerde duygusal bir karmaşıklığa düştüm ki, nasıl spoi vermeden anlatabilirim diye kaç saattir düşünüyorum.
Kaç senedir okumayı ertelediğim için bu nedenden ötürü kendime kızmış olduğum bir kitap oldu.
Victor Hugo'nun ölümsüz eseri Sefiller. Toplumun sorunlarını en usta biçimde ele alışı, bu sorunların gölgesinde giderek çaresizleşen ve daha da sefilleşen bir halkı ve dönemin Paris'ini en ince ayrıntısına kadar gözler önüne seren bilgi birikimiyle edebiyat dünyasının bir devi olduğunu kanıtlamış bu eserle, Victor Hugo.
Kitabın ilk başlarında anlatılan sevgilisi tarafından terk edilen genç kızın, çocuğu ile nasıl hayata sürüklenebileceği kitabın ileriki sayfalarında çok farklı boyutta anlamlandırılıyor, açıkçası ben hiç tahmin bile edememiştim.
Sefillliğin tezahür ettiği duygusal yansımalar...
Kitap karakterlerine değinmem gerekirse ilk başta Jan Valjan ile başlamak istiyorum. Toplum gelişimi dibe vururken yeniden yükselişe geçmeyi başarmış, yaşadıklarından sonra benimsediği ahlak anlayışıyla okuyucular da dahil olmak üzere herkesin gönlünde taht kurmuş ve bizi bolca vicdan ve erdem muhakemesiyle baş başa bırakmış bir karakter. Kendi yerine başkasının suçlandığını öğrenince verdiği kararla hem kendi hayatını hem etrafındaki insanların hayatlarını değiştiren, yeğenleri açlıktan ölecekken bir tek ekmek çaldığı için 9 yıl yatan erdemli bir kürek mahkumu. Her sahte isimle cinayet işlediğine inanan bu karakter, bir zamanlar yaşamak için ekmek çalan, bugün yaşamak için ise isim çalmak istemeyen vicdanlı bir pranga mahkumu. Sevginin ve iyiliğin verdiği fedakarlık ile hiç tanımadığı bir kız çocuğu için mücadele edip hayatının amacının onu mutlu
SefillerVictor Hugo · Kum Saati Yayınları · 0105,4bin okunma
Victor Hügo bu kitabı yazarken hangi duyguları yaşadı bilmemekle birlikte, okurken okuruna o kadar çok duygu yaşatıyor ki bu kitabı neden daha önce okumadım diye hayıflanıyor insan.
Sefiller; okunası bir kitap. Kitapta geçen bir cümle var; “umutsuzluğa düşenler arkalarına bakmazlar, kötü kaderin kendilerini takip ettiğine inanırlar” dediği gibidir aslında sefillere göre hayat. Kitap hakkında çok şey söylenebilir ama sanırım söylememek daha iyisi.
Bu kitabı okumadım demeyin. Güzel okumalar.
SefillerVictor Hugo · Kum Saati Yayınları · 0105,4bin okunma
Spoiler olarak nitelendirmiyorum fakat İş Bankası hariç yayınevlerini tercih ettiğiniz de çoğu zaman kuru ve anlamsız, kelime hatalarıyla donatılmış ve okuduğunuzdan çoğu şeyi anlamamış olarak kalırsınız. Elime bu yayınevi geçti ve keşke iki ciltlik olanın elime geçmesini bekleseydim dedim okumaya başlayınca-huyum kurusun, bir sayfa bile okuyunca bırakamıyorum o kitabı-. Bundan sonra geçse bile okuyup okumayacağıma dair emin değilim. Unutulmayacak eserleri yalvarıyorum ya adam akıllı çevirin ya da bırakın kimse okumasın..
Konusunu az çok bildiğim için ne kadar yanlış ve saçma yazılsa da beni duygulandırmayı başardı. İyi okumalar diler, okuyacağınız kitabın yayınevinini cımbızla seçip keyifle okumanızı temenni ederim.
SefillerVictor Hugo · Kum Saati Yayınları · 0105,4bin okunma
Victor Hugo 26 Şubat 1802'de Fransa'da doğdu. Liseyi bitirdikten sonra kendini tümüyle edebiyata adadı. 1824 yılında Fransız coşumcularının (romantikler) yayın organı olan La Muse Française dergisini kurdu. Cenacle adını taşıyan coşumcu sanatçılar çevresinin üyesi ve onun odak noktası oldu. 1830-1843 arasında en verimli dönemlerinden birini yaşadı. Romanları, tiyatro yapıtları ve şiirleriyle başarıdan başarıya koştu. 1831'de Notre Dame de Paris (Paris'in Notredame Kilisesi) adlı büyük romanını yayımladı. 1841 yılında Fransız Akademisi'ne üye seçildi. Çok sevdiği kızı Leopoldine'nin 1843'de kazayla boğularak ölmesi üzerine 1852'ye dek yeni yapıt vermedi. 1848 Devrimleri'nden sonra parlemento üyeliğine seçildi. 3. Napoleon'un hükümet darbesini engellemeye çalıştı, başaramayınca 1851 yılında Belçika'ya kaçmak zorunda kaldı.
Ateşli bir demokrasi ve cumhuriyet yanlısı olarak imparatorluk rejimini eleştiren yapıtlar yazdı. 1855-1870 arasını küçük bir İngiliz adası olan Guernsey'de geçirdi. O dönem yazarlığının en üretken yılları olmuştur. 1862 yılında başyapıtı olan Les Misérables (Sefiller) adlı romanını yayımladı. Bunu 1866'da Les Travailleurs de la Mer (Deniz İşçileri) ve aynı yıl L'Homme qui Rit (Gülen Adam) gibi önemli romanları izledi.
Fransa'da Cumhuriyet yeniden kurulunca Paris'e döndü. Ulusal Meclise seçildi. Artık Fransa'nın en gözde kişilerinden biriydi. Paris Komünü'nün ezilmesinden sonra komüncülerin bağışlanması için çok uğraştıysa da sonuç alamadı. Giderek siyasal ve toplumsal yaşamdan elini eteğini çekti.
1885 yılında ölüm döşeğinde iken; "Tanrı'ya inanıyorum, ahirete inanıyorum; fakat hiçbir kilise papazını başımda istemiyorum. Beni seven bütün dünya insanlarının gönülden dualarını bekliyorum. Bu benim için kafidir." diyerek 22 Mayıs 1885 yılında hayata gözlerini yummuştur.