·1120 syf.····Okunma: 11 Mart 2021 16:16 okuduğum ikinci tolstoy kitabı: anna karenina
başlarken elimde tuttuğum 1060 sayfalık kitaba bakarken "nasıl bitecek bu kitap yahu!?" diye bir miktar serzenişte bulunduğum doğrudur. fakat başladıktan sonra 10-20-50-100-200 derken sayfaların elimden kayıp gittiğini gördüm. özellikle her gün 100-150 sayfa aralığında okumaya çalıştım, böylelikle 12 günde kitap bitti.
durağanlaştığı noktalar da oldu tabii. 500'lerden 600'lü sayılara ulaşmak sanki hiç bitmeyecek bir yolmuş hissine kaptırdı beni. neticesinde o kısmı atlattıktan sonra derin bir oh çekebildim.
kitabı genel hatlarıyla kafamda birçok bölüme ayırdım. ağırlık gösterdiği ve değindiği konular bakımından toplumun sosyal, kültürel, dini* ve politik yapısı en ince hatlarla ele alınmış. -bence din tolstoy kitaplarının vazgeçilmez bir ögesi, "insan neyle yaşar?" kitabında da din ile ilgili görüşlerini açıkça belli etmiş.- özellikle tolstoy'un rus toplumuna ve idari yapısına olan bakış açısı yazar hakkında bana derinlemesine fikir sahibi olabilmemi sağladı.
şimdi gelelim kitaba ismini veren baş karakterimiz anna karenina'ya, hikayemde de bahsettiğim gibi karakteri analiz ederken madame bovary için kurduğum cümlelerle ne kadar benzerlik gösterdiğini görünce ikisini istemsizce kıyaslama gereği duydum. fakat bu noktaya sonra değineceğim. önce anna karakterine derinlemesine bir inceleyelim. anna, aşk ve tutku kadını. onu en iyi tanımlayan cümle salt bu olur kesinlikle. ahlaki değerlerini aşk uğruna yakıp yıkabilecek bir mizaca sahip. bir çocuğu ve kendinden 20 yaş büyük eşiyle hayatını idame ettirmeye çalışırken bir gün karşısına çıkan bir adama (vronskiy) aşık olup, tüm hayatını değiştirecek kararlar alması da bunun bir göstergesi. elbette bu kararları almak kısa bir sürece tabi değil, yoksa 1000 sayfalık roman nasıl yazılsın öyle değil mi? anna'nın gelgitleri, vronskiy'e olan hislerinden emin olma süreci, kendini sorgulaması vs. hepsi uzun soluklu bir zaman diliminde yaşanıp gerçekleşen olaylar. ve alınan bu kararlarla toplumun yerleşik olan düşüncelerine meydan okuma söz konusuydu bir nevi. anna karakteri kendi kabuğunu kırarak rus toplumunda varolan değerlere karşı bir başkaldırı yapmış, ki bu sayede dillere iyi ya da kötü pelesenk olmuştur. iyi ya da kötü diyorum çünkü bunun doğruluğu tartışılır; kimi anna'nın yaptıklarına bir açıklama bulmaya çalışırken kimi de aldatmanın hiçbir şekilde meşrulaştırılmaması gerektiğini öne sürer. ben ikinci taraftayım, şimdiden söyleyeyim
gelelim kitaptaki bir diğer karakterimiz olan levin'e. levin karakteri şahsımca tolstoy'un kendi iç dünyasında yaşadığı evrimleşmelerin yansıtılmasıyla oluşturuldu. hatta anna ile zıt bir karakter olması burada tolstoy'un anlam arayışı içine girmesi ve iki karakter üzerinden hayatının aşamalarına değinmesi benim çıkarımlarımdan biri. levin inancı doğrultusunda huzura kavuşmuş, anna karakteri ise kendini intihara sürüklemiştir. bu noktadan bakacak olursak tolstoy hayata anna olarak başlayıp (yanlışlar yapması), sonrasında tinsel olarak kendini dine adayarak doğru yolu bulmasıyla levin'e dönüşmüştür. buradan da tolstoy'un psikolojik tahlil yapma, toplumun ruhsal durumunu kalemine yansıtma konusunda ne kadar usta bir yazar olduğunu görüyoruz.
şimdi gelelim en başta değindiğim anna karenina ile madame bovary arasındaki benzerliklere. ki her ikisi de dünya edebiyatı tarihinin kemikleşmiş kadın karakterleri. her ikisi de aşk istemiş, bu uğurda toplumun değerlerini hiçe saymayı göze almış ve neticesinde onları ölüme sürükleyen bu sürece boyun eğmiştir. "aşk insanın gözünü kör eder" cümlesini "aşk insanı paranoyaklaştırır"la değiştirmek istiyorum çünkü bu iki karakterde onları ölüme sürükleyen bu paranoyanın kurbanı oldu.
genel hatlarıyla baktığımda rus edebiyatının şüphesiz en büyük iki roman yazarından biri tolstoy (diğeri dostoyevski) kitabı bitirdiğimde bu düşüncemden bir kez daha emin oldum. mutlaka ama mutlaka okuyun, okutturun efendim. pişman olmazsınız, aksine iyi ki okudum dersiniz.