Evrime Göre Maymundan İnsana Geçiş Serüveni
8/10
·160 syf.··
2021 6. kitabı
Evrim var mıdır, yok mudur? Bu soruya hem vardır hem de yoktur diye cevap verebilir miyiz? Veremeyiz. Ya vardır ya da yoktur. Ya inanırsın ya da inanmazsın. İşin ucunda kendi dininizi reddetmek var. Hangi dine bağlı olursa olsun bir inanan, Allah’ın Âdem’i yaratmadan önce insanımsı mahluklar yarattığını ileri sürüp bu mahlukların Âdem ile kemale erdiğini, yani insanlaştığını düşünebilir mi? Tabii ki hayır. Çünkü kutsal kitaplara göre insan denen canlı, “insan” olarak doğmuştur, başka bir türken evrim geçirerek insan olmamıştır. Hiçbir kutsal kitap insanı sınıflandırmamış, türlere ayırmamıştır. İşte şunlar ağaçtan ağaca atlayanlar, şuradakiler yerde yürüyenler diye şema çizmemiştir. Bu açıdan evrime inanmak, Tanrı’nın yaratılış hikâyesinin uydurma olduğuna inanmakla eşdeğerdir. O yüzden iki seçeneğimiz olduğunu düşünürüm her zaman. Ya inanç ya evrim. İki defa okuduğum “Demir Ökçe”nin yazarı Amerikalı Jack London “Âdem’den Önce” (Alfa Yayınları, 2. baskı) isimli kitabında bu evrim konusunu evrimcilerin tezlerine uygun olarak hikâye formatında anlatmış. Önce tefrika edilmiş “Everybody’s Magazine”de. Daha sonra kitap hâline getirilmiş. Farklı bir konuyu edebiyat formunda ele aldığı için bu kitap edebiyat dünyasında müstesna bir yerde durmakta. Ben buna benzer bir kitaba daha önce hiç rastlamadım. Jack London “Âdem’den Önce”de (Orijinali: Before Adam) rüyasında Orta Pleistosen çağında henüz insanlaşmamış olarak nasıl bir hayat yaşadığını gören bir çocuğun kendi ağzından anlatımıyla evrime ışık tutar. Evrime yönelik gerçekçi bir yaklaşım geliştirir. İnsanları evrime çeker, davet eder. Âdem’den önce nelerin yaşanmış olabileceğini evrimsel bir mantıkla hayal eder ve kurgusunu bu temel üzerinde bina eder. Ve 156 sayfalık öykü su gibi akıp gider. Öyküde her şeyi anlatan göz, küçük bir çocuktur. Rüyasında gerçekte olmuş veya olabilecek şeylerin hiçbirini görmez. Rüyasıyla yaşadığı dünya arasında depderin bir uçurum vardır. (Ben hiç böylesine ütopik rüyalar görmem. Rüyalarımın bir ayağı hep yaşadığım dünyanın üzerindedir.) Çünkü rüyasında henüz insanlaşmamış bir maymun olarak görür kendini. Kendi ve çevresi böyledir. Ancak Ateş İnsanları gibi kendi türünün bir üst modeli de karşısına çıkar. Tabii daha bir sürü hayvan görür. Onları bizim yakıştırdığımız isimlerle hitap etmez. Örneğin kaplana “Kılıç Diş” der. Başka bir türe “Ateş İnsanları” adını verir. Son derece atavist (atacılık) özelliklere sahip olan başka bir cinsi “Kızıl Göz” olarak adlandırır. (Tahminime göre Kızıl Göz denen bu yaratık, gorildir.) Kendisinin de ismi vardır: “Koca Diş”. Koca Diş’in bir ailesi var. Ama üvey babası olan yaratık, ismi Geveze’dir, üvey oğluyla hiç anlaşamaz. Sonra annesi bir Koca Diş’e bir kardeş doğurur. Ancak bu Koca Diş’in hiç arzulamadığı bir şeydir. Geveze’yle yaşadığı sürtüşmeden dolayı yuvasından ayrılıp kendi ayakları üzerinde durmak zorunda kalır. Bu hayat yolculuğunda “Sarkık Kulak” adını verdiği kendi türünden bir canlıyla karşılaşır. Zamanla dost olurlar. Birbirlerinden ayrılmazlar. Tehlikelere de beraber karşı koyarlar. Ancak Kızıl Göz’ü asla alt edemezler. En çok korktukları Kızıl Göz’dür. İnsanlaşma sürecinin henüz başlarındadır Kızıl Göz ve bu yüzden atavisttir. (Kendi türünden çok önceki türlerin genetik özelliklerini taşımaktadır. Yani, ataya çekmiştir.) Serttir, zalimdir, ilkeldir, eşlerini öldürmekten çekinmez, kana susamıştır. (Günümüzde masum insanları öldüren canilerle arasında büyük bir benzerlik vardır. İkisi arasındaki tek fark, bizim hayvanların konuşabilmesidir.) Koca Diş şöyle tarif etmektedir Kızıl Göz’ü: “Sürümüzün en uyumsuz öğesiydi. Hepimizden çok daha ilkeldi. (...) Topluma karşı eylemleriyle sürüyü yok etme eğilimindeydi. Bizden daha eski bir tipe dönüktü ve asıl yeri insanlaşma sürecine girmiş olan bizim yanımızdan çok, Ağaç Adamları’nın yanıydı.” (s. 74) Öyküde insanlaşma sürecinin son demlerinde olan Koca Diş gibi canlılar olduğu kadar Kızıl Göz gibi bu sürecin daha ilk basamaklarında olan canlılar da var. Yazar, anlatıcıyı insanmış gibi kurgulamış. Her hayvan gibi yemesini içmesini geçtim, karşı cinsi gördüğünde heyecan bile duyuyor. Ailesini kimi zaman özlüyor. Yanlarına yaklaşamasa da özellikle küçük kardeşini görmek için uzaktan seyrediyor. Gördüğü dişilerden “Hızlı”nın peşini bırakmıyor ve onunla evleniyor. (Biraz tuhaf olsa da kitapta “evlenmek” tabiri geçiyor. Düğünsüz evlilik oluyor bu. Gelinle damat dans etmiyor.) Sanki yalnızca içgüdüleriyle hareket etmiyor da düşünerek ve duygularıyla hareket ediyor. Bir adım ötesini dahi düşünüyor. Ateş İnsanları gibi ateş yakabilecek kadar bir beyne sahip değil henüz, ama onlara en yakın türün içinde bulunuyor. “Âdem’den Önce” kurgusuyla, üslubuyla özgün ve sürükleyici bir yapıt. Evrime ilgi duyanlar kadar duymayanların da beğenerek okuyacağı kanaatindeyim. Sonuçta edebiyatın sınırları içindeyiz. Bir eseri inancımıza uygun değil diye okumamak ilkelliğin dışavurumu olmakla birlikte aynı zamanda Kızıl Göz’e özgü bir davranıştır da. Hiçbirimiz Kızıl Göz gibi davranmak istemeyiz, değil mi?
Adem'den ÖnceJack London · Alfa Yayınları · 202126,1bin okunma
·
53 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.