10/10
·816 syf.··
2021 3. kitabı
Sonda söylemem gereken şeyi ilk başta söylemek istiyorum; 22/11/63 hayatımda okuduğum en iyi King romanıydı. İşte sebepleri: Stephen King’in katıksız bir deli olduğu konusunda kimsenin bir tereddüttü yoktur diye umuyorum. Günümüz yazarları arasında ‘kurgu’ denilince akla gelen ilk isimlerden biri olması bir yana dursun, kendisi bugünkü popülaritesini en çok, akla izaha sığmaz derecede orijinal ve çılgınca hikayelerine borçludur. Çoğu zaman kalpsiz, vahşi ve nefes kesici bir korku ustası olarak bilinir. İnanılmaz derecede bağlandığınız, olağanüstü kurgulanmış karakterlerin başları kopup merdivenlerden yuvarlandıkça, bağırsakları oradan oraya saçıldıkça ya da elektrikli sandalyede acı içinde kıvrandıkça hem bu adama lanetler okur hem de hikayenin gücü altında ezilip şapka çıkarırsınız. Ha, ustanın korku dışında pek çok denemesi de olmuştur elbet ama neredeyse yaptığı her işe korku ve vahşeti az da olsa dokundurmuştur. Peki 22/11/63? Bu ne arkadaş? Yukarıda bahsettiğim sebeplerden ötürü, King’den korku dışı bir zamanda yolculuk kurgusu okumaya oldukça çekindiğimi itiraf etmeliyim. Hatta güçlü bir aşkla dolu, sevginin gücünün ve yıkıcılığının işlendiği bir King romanı? Bu bana pek inandırıcı gelmediği için kitaba oldukça ön yargılı başladım. Hatta son çıkan romanları Yabancı ve Uyuyan Güzeller çok da fazla hoşuma gitmediği için, içimdeki negatif hissiyat oldukça artmıştı. Kitaba başladım, sayfaları çevirdim, finale geldim ve son sayfayı gözyaşları içinde kapattım. Kim inanırdı ki, hayatımda okuduğum en iyi aşkı Stephen King’den okuyacağımı? Kim inanırdı ki, hayatımda gördüğüm en iyi zamanda yolculuk kurgusunun Stephen King’in kaleminden çıkacağını? İtiraf etmeliyim ki, 22/11/63 okuduğum en iyi King romanı olmakla kalmıyor, hayatımda okuduğum en iyi kitapların arasına rahatça giriyor. Özetle kitabımız bir zamanda yolculuk hikayesi olsa da asla ama asla bir bilim kurgu kitabı değil. Zamanda yolculuk, romanın yalnızca makyajı. Bu makyajın dışında herhangi bir fantastik öge bulunmuyor. Konudan çok kısa bahsetmek gerekirse, ana karakterimiz, JFK suikastını önlemek için ‘solucan deliği’ adını verdiği geçitten geçmişe gider ve burada kendine yeni bir hayat kurar. Asıl amacı, elindeki bilgiler ışığında suikastın perde arkasını aydınlatmak ve günü geldiğinde, tam gerektiği gibi müdahale etmek olsa da, geçmişin büyüsü onu yavaş yavaş içine alacak; bir lise partisinde yapacağı dans, sırf onun değil, tüm dünyanın kaderini değiştirecektir. Aşık olduğu kadın ve dünya arasında bir seçim yapmak zorunda kalan ana karakterimiz, bir insanın başına gelebilecek en zor kararlardan birine gün ve gün sürüklenecektir. Konumuz bu. Fakat bu kitabı güzel bir kitaptan muhteşem bir kitaba çıkaran, konudan çok daha fazlası. 50/60’ların Amerikası’nı yazar öyle güzel tasvir etmiş ki… Karakterler o kadar güzel, karikatürizeden uzak, orijinal ve kalbinizden birer parça gibi hissettiriyorlar ki… Her bir dans sahnesinde müziği kulaklarınızda hissediyor, Sadie’nin sakarlıklarına kahkahalarla gülüyor, kenar mahallelerdeki o gürültü ve kaosu pencerenizin ardındaymış gibi yaşıyor, Jake ile birlikte korkuyor, endişeleniyor, seviyor ve gülüyorsunuz. Sadie o kadar müthiş bir karakter ki… Yıkıntılarla dolu geçmişinden sıyrılıp, cesareti ve sevme gücünü George ile yeniden yakalaması; Geoerge’un diken üstünde yürüttüğü, dünyanın kaderini değiştirecek görevinin stres ve bunalımı, Sadie’nin bu yoğun ruh halinin içine bir güneş gibi doğması; ve bu iki harika hikayenin ve iki karakterin birbirine dolanması, sarılması, kucaklaşması. Bu karakterler nasıl anlatılır ki? Gelelim finale. Kitabın ortalarına doğru aklınızda az çok final senaryoları yazıyorsunuz ve yazar her attığı adımı sizin de tahmin ettiğiniz finale doğru şaşırtmadan atıyor. Ve beklenen gerçekleşip roman peak noktasın ulaştığındaysa, King neden dünyanın yaşayan en iyi kurgu ustası olduğunu bir kere daha gösteriyor. Kusursuz bir finalle kitap noktalanıyor. Kitabın son elli sayfasında ne kadar gözyaşı döktüğümü anlatamam. Final, hem kalbinizi söküp atacak kadar hüzünlü, hem de kalbinizde kelebekler uçuracak kadar mutluluk verici. Öyle bir final yazmış ki adam, üzülüp kahrolmanız mı gerekiyor yoksa kahkahalarla sevinmeniz mi gerekiyor karar veremiyorsunuz. Müthiş bir okuma deneyiminin ardından sadece şundan eminim ki, içinizde kolay kolay kapanamayacak bir boşluk hissiyatı oluşuyor. Bana tıpkı böyle hissettiren en son kitap, lise yıllarında okuduğum Victor Hugo’nun Sefilleriydi. Yıllar sonra bir kitabın ardından ‘özlem’ hissetmek, oldukça tanıdık ve özlediğim bir duyguymuş. Evet, doğru kelime bu olsa gerek. Özlem… 22/11/63’ü özlüyorum, tıpkı Sefiller’i özlediğim gibi. Ve bundan sonra da kolay kolay Sadie ve George’un yerinin dolacağını düşünmüyorum. Ayakta alkışlıyorum. 10/10 DANS ETMEK HAYATTIR!
22/11/63Stephen King · Altın Kitaplar · 20214,182 okunma
·
207 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.