Gönderi

10/10
·238 syf.··
2021 2. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2021 12:45
1. Yazarın üslubunu ve kitabın kurgusunu beğendim. Daha ilk sayfalarda yazarın ustalığı belli oluyordu zaten. 2. Kitap tarihi bir roman gibi yapılandırılsa da fantastik bir roman imgesi oluşmuş. Dikkatle okunursa yazarın kendisi diyor ki romanında, bu bir düştü, sen benim düşümdesin, sen ben zihnimin ürünüsün...gibi ifadelerle yazdığı eserin tamamen fantastik bir kurgu olduğuna işaret ediyor ve rüyalara çokça gönderme de bulunuyor. 3. Yazar çok başarılı, kitabı okurken bir yandan hep düşündüm olayları nereye bağlayacak diye. Olayların bağlanma şekli ve yerleri kusursuzdu bana göre. 4. Yazarın yazdığı eserin içine dahil olup UZUN İHSAN EFENDİ ve kendi zihninde yazdığı karakterlerle sohbet etmesi (BÜNYAMİN) eseri güçlü kılmış. Ayrıca kitabın başında Haliç'e bir yenilmez dev edasıyla giren Arap İhsan'dan hiç bahsedilmiyor. Ben şahsen okurken ana karakterin o olduğunu sanmıştım. 5. Dikkatimi çeken diğer nokta da Karakterlerin psikolojilerine neredeyse hiç yer vermemesi. Edebi perspektif açısından eksiklik olarak gördüm. "gelgelelim" ve "gel gör ki" kelimelerinin sık sık kullanılması anlatımı biraz bozmuş gibi geldi bana. 6. İhsan Oktay Anar, Osmanlıca kelimeleri çok fazla kullanmış. Kitapta olay örgüsü çok akıcı şekilde yazılmış fakat kitapta kullanılan birçok kelimenin otantik ve kolay anlaşılamaz olması bir negatiftir benim açımdan. Yani olay örgüsü yalın, cümle türleri ve kelime seçimleri kompleks bir yapıda harmanlanmış. Ancak kendi açımdan değerlendirmem gerekirse, kelimeler bilinmese bile cümlenin içeriğinden anlamlar çıkarabildim. 7. Kitap bence felsefe anlamında oldukça zayıf buldum. Fakat düş içinde düş örgüsü, yazarın zihninde kendi yazdıklarına göndermelerde bulunması, rüyalar aracılığıyla varoluş sorgulaması yapılması çok hoşuma gitti ve beni kitapta tuttu. 8. Ben bu benzersiz eseri sabır sahibi olan ve metne, olay örgüsüne tolerans sağlayan herkese tavsiye edebilirim. Sağlam, güzel ve nitelikli bir eser olarak tanımlıyorum. 9. Her şey uzun ihsan efendinin yani yazarın bir düşü ve düşüncesinden ibaret 10. Romanda mekânın İstanbul, zamanın ise 1681-1684 yılları arası olduğunu kavradım. 1681, çünkü kitabın ilk sayfasında: "ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı kâinattan 7079 yıl, isa mesih'ten 1681 ve hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına konstantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı." Diyor. 1684, çünkü: romanın rendekâr'ının da renne (rönne) Descartes olduğu anlaşılıyor. 1681, rené descartes'ın, "yöntem üzerine konuşmalar" kitabının ilk yayım tarihinin kırkdört yıl sonrasına denk geliyor. Yazar, rené descartes'ı (röne dekart) rendekâr olarak deforme edip yedirmiş romanına. İlginçtir, aynı şekilde "yöntem üzerine konuşmalar"ı da çok güzel bir kurguyla "zagon üzerine öttürmeler" şeklinde işin içine katmış. - Kitabın içeriğine gelecek olursak Ebrehe (Büyük Efendi), kıyametin kopacağı zamanı bilen bir aynayı ele geçirir. Kıyamet dehşetinden kurtulmak için bir çözüm yolu olduğuna inanır. Kara metal bir paranın peşine düşer. Ebrehe, Teşkilat-ı Humayun'un başındaki kişidir. Teşkilat-ı Humayun, Osmanlının casuslar birliğidir ve bu casuslar savaşlarda, savaş öncesi ve sonrasındaki tüm gizli bilgileri padişaha iletirler. Başa gelen padişah dışında hiç kimse bu ajanların varlığından haberdar değil tabi. Kimisi sarayda bir asker, kimisi çarşıda bir esnaf, kimisi kör bir dilenci. Ebrehe bu teşkilatın başına geçtikten sonra, bazı sebeplerden dolayı padişahla irtibatı kesilir, burayı artık kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmeye başlar. - Kitabın en beğendiğim yanı olan betimlemelerini çok beğendim. Dilencilik, lağımcılık, çocuk kalbi ve inadı, Vardapet'in rezil olma anı ve Konstantinopolis yani İstanbulun belli yerleri ve ara sokakları... Hepsi ince ince, adeta o anları yaşar gibi anlatılmış. Misal; dilenciliği öyle bir anlatmış ki, insanın dilenci olası geliyor. Sözün özüne inersek İhsan Oktay Anar beni düşlerinde bir oraya bir buraya salladı fakat anlatılmak istenenler puslu kıtalardan çok daha fazlasıydı..
1000Kitap
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,6bin okunma
··
18 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.