Puan vermedi·164 syf.··Beğendi
···Okunma: 17 Mart 2021 05:51 İçine doğduğumuz toplumun temel yargılarını,
simgelerini, ailemizin bilinçli ve örtük tutumlarını küçük yaşta içselleştirmeye başladığımız için, stereotipler üzerine eleştirel düşünüp sorgulamadığımızda, otomatik
olarak o stereotipi uyguluyoruz. Hazır olan bilgiyi kabul etmeye çok alışmışız.
Çevremizdeki kişilerin rollerine göre hangi davranışları
göstermeleri gerektiğini, ne gibi sorumluluklar, beceriler edinmeleri gerektiğini, hangi renkleri, şekilleri seçmeleri gerektiğini, hatta ne düşünüp ne hissetmeleri gerektiğini
bile bu kalıp yargılarla biçimlendirmeye çalışıyoruz.
Oysa çevremizde neler olduğunu daha iyi anlamanın
en iyi yolu, geri çekilip uzaktan bakmak. Belirli
bir mesafe alıp örüntüleri objektif bir şekilde görmeye
çalışmak algılarımızı hızla değiştirecektir. Her gün
karşılaştığımız sahneler içerisinde öne çıkan yorum
ve davranışlar önyargılarla mı yoksa özgünlükle mi
yapılıyor? 24 saat içinde ne kadar fazla kalıpla karşı
karşıya kalıyoruz farkında bile olmadan.
Tabii aynı şeyi kendimiz için de yapmayı deneyebiliriz. Bir
adım uzaklaşıp içine düştüğümüz stereotip tuzaklarını
önceden görerek onları sorgulayabiliriz. Kendimize
uzaktan bakmaya çalışmak kişisel bariyerlerimizi de
fark etmemizi sağlar.
Nasıl diğer insanların neler yapıp yapamayacağına
dair mutlak tahayyüller yaratıyor, onlara atıflarda
bulunuyorsak, kendimiz için de aynı beklentileri
koyuyoruz. “Yaratıcı değilim”, “İkisini birden yapamam”,
“ Ailemin istediği kadar iyi değilim”, “İşimde yeterince
başarılı değilim”, “Bu beni aşar” gibi cümlelerle kendimizi
olumsuz resmetmeye eğilim gösteriyoruz. En ufak bir şeyde,
“Anahtarı evde unutmuşum, ne kadar da aptalım” diyerek
kendimize saldırıyoruz. Üstelik bu cümleler dilimize o
kadar yerleşmiş ki düşünmeden ağzımızdan dökülüveriyor.
O yüzden, iyi yaptığımız bir şey övüldüğünde ya da
iltifat aldığımızda ne yapacağımızı şaşırıyoruz.
Her zaman aklıma anneannem geliyor. Mükemmel yaptığı
yemeklere hayranlığımızı belirttiğimizde, “Hayır, tuzu
fazla olmuş, ayarı kaçırdım” gibi şeyler söyleyerek övgüleri
üstüne almaktan kaçınırdı. Biz de (özellikle de kadınlar)
aynı şeyi defalarca yapmışızdır. Günlük hayatta yaşamın
tuzunu kaçırmışız gibi, övgüleri sahiplenmekten, iyi
yaptığımız şeyleri takdir etmekten kaçıyoruz.
Acaba sadece “Teşekkür ederim” demeyi başarabilir
miyiz? Kendimizle ilgili kurduğumuz olumsuz
cümleleri kontrol edebilir miyiz? Sadece olduğumuz
kişi olduğumuz için kendimizi yargılamadan mutlu olabilir
miyiz?
Kendimizi sevmeyi öğreten bir eğitimden geçmediğimiz
aşikâr. Ama sürekli kendimizi ve diğerlerini yargılamaya
devam edemeyiz. Başkalarının bakışlarından kaçmamız
söz konusu değil ama biraz içgörüyle kendi bakışımızı
kontrol edebilir ve diğerlerinin bakışına karşı bilinçlenip
özgürleşebiliriz.
İlk yapacağımız şey kendimizi sınırlayan
fikirlerin, kalıpların farkında olmak; daha sonra da
başkalarınınkinin... Böylece hem kendi özgünlüğümüzü,
gücümüzü keşfetmemiz hem de çeşitliliğe ve farklılığa
hoşgörüyle yaklaşıp bize dokunmayan ama başkalarına
dokunan şeylere karşı da duyarlı olmamız söz konusu
olabilir.