·56 syf.····Okunma: 14 Mart 2021 12:01 Paul Lafargue, en son tanıştığım ve düşünce sistematiği sıra dışı olan yazarlardan bir tanesi. Kendisi aynı zamanda Karl Marx'ın damadı olma sıfatını taşıyor. Yaşlılığın ortaya koyduğu fiziksel ve zihinsel kötü etkilerle yüzleşmemek için eşi ile birlikte anlaşarak intihar eden yazarın çalışma hayatına bakışı da hayli ilginç. Aşırı dozda çalışmanın insanın mental ve fiziksel sağlığına kötü etkileri olduğunu ve buna bağlı olarak verimin düştüğünü hararetle savunan bir komünist kendisi. Hayatta olduğu dönemin Fransız patronlarına ve ticari hayatın lideri konumunda olan tüm yöneticilerine karşı ateş püskürterek çalışma yaşamının kendince doğrularını savunmaya çalışmış Tembellik Hakkı isimli kısa bir manifesto olarak nitelendirilen bu kitabında. İşçilerin olması gerekenden fazla çalışmasının bir sonucu olarak da aşırı üretimin ortaya çıktığını ve bu aşırılığın doğrudan sömürgeciliğe ve kapitalist düzene katkı sağladığını belirtmiş.
Fakat kitabın temel konusu olan aşırılığa kaçmanın nasıl olumsuz sonuçları varsa yazarın ısrarla belirttiği gibi insan hayatının bir gününün sekizde biri kadar çalışmanın da ortaya olumsuz sonuçlar çıkaracağını düşünüyorum. Kitabın denk düştüğü dönem ile günümüz koşulları tamamen farklı olmakla birlikte evrensel bir zaman ölçeğini düşünürsek, insan ırkının ilk günlerinden bu zamanlarına kadar gelinen süreçte çalışmanın tam kararında olması gerektiği taraftarıyım. Ve üzülerek belirtmek isterim ki bu 'kararında olmak' ölçeği insandan insana göre değişmekte ve herkesin en uygun miktarı yine sadece kendisi tarafından belirlenmektedir. İşin içine ekonomik ve sosyolojik şartlar girdiğinde ise bu ölçek tamamen şartlara bağlı olarak esnemektedir. Kısacası ne günde 17 saate varan sürelerde ne Paul Lafargue'nin de savunduğu gibi 3 saatlik sürelerde çalışmak pek gerçekçi değildir. Bu durum geçmişte mümkün olmadığı gibi en azından yakın gelecekte de mümkün gözükmemektedir.
Tamamen gerçekçi bir gözle okunduğu zaman aslında Lenin'in yazara veda konuşmasında da bahsettiği gibi bir manifesto tarzında yazılmış ve kitleleri etkileyecek mertebede bir eser olmak yerine kısa ve öz olarak tembelliği savunan ve tembellik etmenin evrensel olması gerektiğine dair ortaya bir ütopya koyan kendi halinde kısa bir denemedir Tembellik Hakkı.
Açıkçası marjinal düşünceleri okumak insan zihnine her zaman iyi gelir fakat yarısına yakını safsata içeren düşüncelerden ibaret olan bir eseri okumak bana sadece tuhaf bir komedi hissi verdi. Özellikle günümüzde ekonomik şartların kötü olmasından dolayı tembellik etmek maalesef özünde bir hak olma yolunda ilerlemektedir. Fakat şunu da unutmamakta fayda var: 'İşleyen demir ışıldar.' İnsan beynini sürekli devinen bir motor olarak düşünürsek bu motoru her zaman çalışır vaziyette tutmak ileride paslanmaları önleyecektir diye düşünüyorum. Ve son olarak yazarın yaptığı gibi fiziksel olarak yaşlanmanın etkilerinden kaçmak için intihar planlamak yerine vücudu yaşlanmaya karşı diri tutmak her zaman daha cesaret gerektiren bir iştir. O yüzden korkaklık etmek yerine hayat, zihin ve beden ile yüzleşmek mutlu olmanın en temel manifestosudur.
Keyifli okumalar. :)