2500 yılında yaşayan bir yazar ve iki bilim insanı güneş sistemimizin dışında “Betelgeuse” isimli gezegene gidip burada incelemelerde bulunacaklardır. Tabi indiklerinde yapacakları ilk şey yaşama dair bir iz aramak olacaktır. Bir süre sonra ekibimizi şaşkına çeviren olay ise şudur; Burada! Yüzlerce ışık yılı uzaklıktaki bu gezegende! Kendileri gibi insanlar yaşıyor. Durun durun oda ne bu insanlar görünüş olarak aynı ama ne konuşabiliyorlar ne de düşünebiliyorlar, herhangi bir hayvandan farksız şuursuz birer canlıdan başka bir şey değiller. Bu kadarı da fazla ama, insanları kovalayan bu maymunlarda nereden çıktı üstelik konuşabilen, düşünebilen, güzel giyimli ve zeki canlılar; tam da dünyadaki insanlar gibi.
Yukarıda konusundan bahsettiğim bu kitap için şu ana kadar okuduğum en iyi Bilim Kurgu eseri dersem hiç de abartmış sayılmam, hatta kitap bittiğinde, “Neden serisi olan bir eser değil ki?” diye kendi kendime üzüldüğüm bile oldu. Kitabın sonlarına doğru artık konu bütünlüğünü ve kurguyu az çok idrak etmiş olmakla birlikte final darbesini tahmin etmiştim, ama yine de “Hadi bee!” demekten kendimi alıkoyamadım. Benim çok geç okuduğum, Bilim Kurgu severlerin kesinlikle geciktirmemesi geren bir şaheser olduğunu tekrar tekrar söylemeliyim bu yazımda. Kitap ilk 1968 yılında sinemaya uyarlanmış, bu filmi izlememiş olsam da daha sonra bu eseri referans alıp gösterime girmiş çoğu filmi izledim. Bende kitap kadar etki bırakmamış olsalar da aralarında beğendiğim ve iyi işler olduğunu düşündüğüm filmler de vardı.
Kitaba tekrardan dönecek olursak konusuyla ve olayların netliğiyle sizi içine hapseden bir Bilim Kurgu klasiğiydi. Öyle ki yıldızlar arası seyahat, başka gezegenler, farklı yaşam formaları ve evrim gibi konuları işlemesine rağmen asla teknik bilgilerle sizi yormuyor. Bu da tabiri caizse, sayfaların elinizden su gibi akıp gitmesine neden oluyor. Bu eser bir distopya mı bilmiyorum, ama şunu biliyorum ki bizim kadar zeki başka canlılar ile yaşayan tek insan olmak, kesinlikle ütopya değil.