·408 syf.····Okunma: 21 Mart 2021 20:23 uğultulu tepeler sadece ilk sayfasında sanki bildiğim bir hikayeyi okuyacağım izlenimi yaratmıştı bende, çiftliğe yeni tanışan biri biriyle tanışacak ve bir aşk hikayesi okuyacağız izlenimine kapılmıştım. ama ikinci sayfadan itibaren kitap klasik bir yapıttan ne beklerseniz tersini verecek şekilde ilerliyor. evet bir aşk hikayesi var ama bu öyle bir aşk hikayesi ki nefret ve intikam duygularıyla paralel bir şekilde ilerlemeye çalışıyor. karakter dediğimiz şeyi insana en çok yaklaştıran şey insan gibi acı çekip insan gibi sevmesi, bazen kötü hisler beslemesi ya da kimi zaman kötülüğü seçmesi olarak yansır. eğer kitaptaki karakter sadece iyilikle donanmış ya da sadece kötülükle anılır hale gelmişse kitabı bitirdikten sonra işte bu da şu kitabın karakteriydi demekten öteye geçiremez bizi. ama uğultulu tepeleri okuduğumda karakterlere geçmiş dönemlerde yaşaması mümkün olan insanlar olarak baktım. çaresiz bir aşkla bağlandığı insandan kopan, koparılan birinin kendisine bunu yapanlara yönelik hislerini anlamakla birlikte bazen aşırıya kaçtığını hissediyorsunuz. aslında yaşanamamış bir aşkın yansımasının böylesine bir nefretle gösterilmesi karakterin gücünü, aşkının gücünü gösteriyor. bazı yerlerde herkesten nefret edip, bazı yerlerde hak verip sinirlendiğiniz kişiye üzülüyorsunuz. kitap sürekli bunu yaşattı bana açıkçası, bu da benim için gerçekçiliğini arttıran bir unsur oldu. bahsettiğim duyguların okuyucunun kalbine naif bir şekilde aktarılmasının yanı sıra atmosferinin mistik ögelerle desteklenmesi zevkli bir okuma dışında bir de görsel şölen olarak yansıyor bence. filmini izlemeden de izlemişim gibi hissediyorum. kitabı basıldıktan bir yıl sonra ölmeseydi emily bronte nasıl kitaplar yazardı diye düşünmeden de edemiyorum, hayatınızın bi döneminde kesinlikle okumalısınız. iyi okumalar.