Puan vermedi·191 syf.··Beğendi
· Okurken içinde kaybolacağınız oldukça sürükleyici bir kitap. Zweig'ın Satrancı'nı okuduktan sonra bu güçlü edebi dilin, bu başarının diğer kitaplarında da olup olmadığı konusunda merak içerisindeydim. Ve görmüş oldum ki bu başarı, bu sürükleyicilik bir istisna değilmiş.
Amok Koşucusu içerisinde birbirinden bağımsız yedi farklı hikayenin bulunduğu bir kitap. Kitap, ismini bu hikayelerden birinin başlığı olan Amok Koşucusundan almış. Yani birçoğumuzun düşündüğü gibi Amok Koşucusu'nun, kitabın geneliyle bir alakası yok. Amok koşucusunun tanımını yapmayacağım çünkü; birçok incelemede zaten bu yapılmış. Bunun yerine kitap hakkında yaptığım analizleri paylaşmayı daha yararlı buluyorum. Stefan Zweig'ın çok güçlü bir gözlem gücüne sahip olduğu aşikar. Lakin böylesine iyi bir yazar olabilmek için bu özellik tek başına yeterli değil. Bu gözlem gücünüz kadar hatta ondan çok daha önemli kafanızdakileri aktarma gücüne yani iyi bir edebi dile ihtiyacınız var. İşte Stefan Zweig'ı Stefan Zweig yapan da bu iki özelliğin harikulade birleşimi. Bu denli derin psikolojik tahliller, derin karakter analizleri yapıp bunları sade, akıcı bir dille ve son derece de etkili bir dille anlatması Zweig'ın başarısını gözler önüne seriyor. Aynı zamanda bu özelliğiyle de hikayelerin gerçekçiliği çok daha fazla artmış oluyor. Size sunulan karakterin yaptığı eylemi hangi psikolojiyle, hangi duyguyla yaptığını son derece etkileyici bir şekilde anlattığı için hikayeleri size uydurma bir senaryo değil de hayattan gerçek kesitler gibi geliyor. Amok koşucusu, yaşamları felakete sürüklenen insanları konu alıyor. Kitaptaki yedi hikayede de durum bu şekilde. Zweig'ın böyle bir kitap yazmaktaki amacı bana kalırsa var olan fakat toplum tarafından görülmek istenmeyen, yüzleşilmek istenmeyen acı gerçekleri bize gösterme isteğinden kaynaklanıyor. Bu yönüyle de eğer kederlenmek istemiyorsanız bu kitaba şu anlık öncelik vermeyin derim. Kitapla ilgili değerlendirmeleri okurken bir okuyucunun kitaptan 60 sayfalık diye bahsettiğini gördüm ki çok şaşırdım. Çünkü böylesine karakter tahlillerinin yapıldığı, yedi hikayeden oluşan bir kitabın 60 sayfada anlatılmasının kitaptan alınacak zevki, çıkarılacak anlamı önemli ölçüde etkileyeceğini düşünmekteyim. (Okuduğum çeviride sayfa sayısı 191) Bahsettiğim okur büyük ihtimalle İş Bankası Yayınları'nın kitabını okumuş olmalı. İş Bankasının çevirileri gayet güzel olur. Lakin gene de üçte biri derecesinde sayfa sayısının olması acaba benim okuduğum çeviriden çıkarılacak anlamları, hissedilecek zevki karşılayabilir mi diye bende şüphe yarattı. Bu sebeple size benim okumuş olduğum ve çok memnun kaldığım Can Modern Yayınları'nın çevirisini tavsiye ederim. Çeviriyi İlknur Özdemir yapmış. Çeviri ne kadar farkettirebilir ki demeyin ben bunun acısını birkaç kitapta yaşadım. Aslında son derecek zevkli, güzel bir kitap berbat çeviriden dolayı sizi kitaptan soğutabiliyor.
Bu yüzden iyi çevirilerden keyifli okumalar dilerim.