·361 syf.····Okunma: 14 Mart 2021 15:30 “Tüm ülke ev oldu, ama ben bir yabancıydım orada.”
İsrail’deki Filistinlilerin tarihinin birinci kısmının ayrımcılık ve mülksüzleştirme hakkında olduğunu söyleyen İsrail yeni tarihçilerinden Ilan Pappe, bu topluluğun geleceğine yönelik duyduğu kaygı ve zorunluluk hissiyatıyla “Unutulmuş Filistinliler” kitabını kaleme aldığını söylüyor. Neden böyle bir kitap yazdığı sualini kendisine sorduğunda şu cevabı veriyor: “İmtiyazlı baskıcı bir çoğunluğun parçası olduğunuz zaman, yaptıklarınızı ne ayakta alkışlanmak için ne de minnet beklediğiniz için yaparsınız; aksine kendi iç huzurunuz ve vicdanen rahat olmak için yaparsınız. Bu kitap, işte bu bakış açısıyla yazılmıştır. Ayrıca, gerçeği azınlığın gözünden anlamak için girişilen mütevazı bir çabadır. Onları sadece cefa çeken bir topluluk olarak değil, aynı zamanda Filistin halkının ve tarihinin doğal ve organik bir parçası olarak görmektedir.” s. 25-27.
Ana hatlarıyla 7 bölümden müteşekkil olan kitap, 1947 BM Genel Kurulu’nun Filistin’i taksim kararı ile başlıyor. Birinci bölümde 1948 Nekbe/Büyük Felaket sonrasında Filistinlilerin işgalci İsrail devleti tarafından maruz kaldığı yurtsuzlaştırılma politikası ve buna karşılık Filistinlilerin verdikleri hayatta kalma mücadelesi inceleniyor. “1949’un sonunda geride kalanlar resmen ‘İsrail’in Arap azınlığı’ haline geldi.” s.39
İkinci bölümde, İngiliz manda dönemi olağanüstü hal düzenlemeleriyle temellendirilen ve İsrail Devleti’nin kurulmasından 1966’ya kadar fiilen devam eden istibdat/askeri yönetimin ekonomik, siyasi, toplumsal ve psikolojik etkileri yer alıyor. “İsrail’deki Filistinli vatandaşların ilk ve öncelikli mücadelesi, topraklarının yağmalanmasına ve mülksüzleşmeye değil vatandaşlık sorununa odaklandı. 1949’da başlamış olan mücadele hala sonuçlanmadı. Vatandaşlık mücadelesi dini, ideolojik ve sosyal kırılmaları aşarak topluluğu birleştiren bir mücadeleye dönüşmüştür.” s.52 Bu dönemde Filistinlilerin devlet sınırlarının dışına sürülmek yerine İsrail’in içinde kalmalarına izin verildi ama evlerine dönmeleri engellendi; topraklarına ve mülklerine el konuldu ve kendilerine kalacak başka yerler bulmaları söylendi. Böylece, aslında vatanlarında yerli olan Filistinliler, aynı anda hem mülteci hem de vatandaşlık hakkına sahip olamayan ikinci sınıf insan konumuna düşmüşlerdi. İsrail, bu dönemde bölgedeki Filistinli nüfusunu azaltmak için farklı yöntemlerle etnik temizlik uyguladı. Olağanüstü hal düzenlemelerine göre vali, haklı bir gerekçesi olmaksızın insanları yakalama ve uzun süre gözaltında, ev hapsinde tutma, okullarını, işyerlerini kapatma yetkisine sahipti. “1950’li yıllarda bu ayrımcı durumu güçlendirmek için Knesset’ten bir dizi yasa geçirildi. Bu minvalde çıkarılan yasalardan üçü İsrail’in Filistinli vatandaşlarını hemen etkiledi ve halen etkilemeye devam etmektedir: Geri Dönüş Yasası, Yurttaşlığa Kabul Yasası ve Yahudi Milli Fonu Yasası. Bu vatandaşlık yasaları hemen her alanda Yahudi göçmenlere, yerli Filistinli vatandaşlar karşısında öncelik tanıdı.”s.102
Üçüncü bölümde, 1966’da sonlandığı öne sürülen, ancak aslında başka yöntemlerle,-özellikle ekonomik yıpratma- devam eden baskıcı askeri yönetimin uygulamalarına değiniliyor. 1966-77 yılları arasında Yahudi vatandaşların üst, Filistinlilerin ise alt tabakayı oluşturduğu etnik veya milli çizgilerle bölünmüş bir ekonomik biçim ortaya çıkmış; bu on yılın imgeleri haysiyet ve aşağılanma olmuştu. S. 120 Bir arada yaşamak ve aynı muhitlerde barınmak, bütünleşik bir toplum algısını oluşturmaktan ziyade hem İsrailliler hem Filistinliler için gelip geçici, gerçeğe hitap etmeyen deneyimlerdi.
30 Mart 1976’da İsrail’in Celile’deki Filistin vatandaşlarına ait arazilere el koyması ve birçok Filistinli vatandaşın İsrail ordusu tarafından katliama maruz kalması, Filistinlilerin o günden sonra bu günü Toprak Günü olarak anmalarına sebep olmuştu. Kitabın dördüncü bölümü, Toprak Günü’nden 1.İntifada’ya kadar olan süreci; beşinci bölümü 1.İntifada sonrasında yaşananları ihtiva ediyor. Altıncı bölümde sözde barış niyeti taşıyan Oslo görüşmelerinin, İsrail’in Filistin’i aşama aşama ilhak etmesinin Filistinli vatandaşlar üzerindeki tesirleri inceleniyor. Son bölümde ise 2.İntifada ve 2000 sonrası dönemin detaylarına yer verilmiş. Yazar, kitabın sonsözünde, İsrail’in modern-ulus devlet olamamasının yanı sıra, İsrail’i, yalnız Yahudi vatandaşlarına uygun gördüğü demokratik sistemi işleten, Filistinli azınlık için baskıcı olan bir devlet olarak tanımlıyor. Pappe’e göre, yerleşimci sömürgeci bir devlet olan İsrail, istibdat usulünü döneme göre değiştiriyordu. İsrail’deki Filistinliler ise, sömürgeleştirilmiş azınlıktı. Onları farklı kılan, bir ulusal azınlık olarak Yahudi devletinin sınırlarında konumlanmış olmalarıydı. Onlar katılmayı seçmedikleri bir devletin vatandaşı oldular ve o devlet de onları vatandaş olarak seçmedi. s.337