İncelemenin amacı şimdiki Ben’den gelecekte olan Ben’e bir mesajdır. Yazıyı yazarken bile birkaç saniye sonraki gelecekteki Ben’e ulaşıyorum bu da mucizevi bir şey. Tıpkı Tenar’ın -ya da Arha mı demeliydim?- karanlıkta labirentte diğer Ben’ini araması gibi. Sen kimsin? Dünyanın sana öğrettiği kadın mı? Yoksa keşfettiğin kadın mı? Kitapta Tenar da soruyor; ben kimim?
Orada bir merdiven var
Her zaman orada bir merdiven var
Masumca asılı
Geminin kenarlarına yakın…
Aşağı iniyorum…
Batığı incelemeye geldim
Verilen hasarı görmeye ve ortalığa saçılmış hazineleri…
Adrienne Rich- Batık Gemiye Dalmak
Atuan Mezarları Yerdeniz Serisi’nin ikinci kitabı. Bir kadının büyüme hikâyesi. Tenar olarak doğan bir kız çocuğunun Arha olarak hayatına devam edip yeniden Tenar’ı bulması. Doğuş, ölüm, yeniden doğuş. Işık, karanlık ve yeniden ışık.
Doğum sancılı bir süreçtir. Bu, Tenar için biraz daha farklı olmaktadır. Çünkü doğduğu gece geleceğine de yani doğduğu kimliğinin ölümüne de karar verilmiştir. Doğum ve ölümün sancısını aynı anda haber veren bir gece. Tenar doğuştan doğduğu Tenar’ı bırakma zorundalığıyla yazgılıdır. O, doğduğu dünyada Tenar olarak değil, Atuan Mezarları’nın Baş Rahibesi olan Arha olarak kabul görecektir. Altı yaşında ismi elinden alınarak yutulmuş anlamına gelen Arha ile birlikte Tenar karanlık bir labirentte ölü bir dünyada yok olmaya itilmektedir. Yutulmaktadır ve o yutulduğu yere “senin toprakların, bu labirent sana ait” denmektedir. Bu kutsal yer sana ait ve oraya erkekler giremez. Orada bazı bölümlerde ışık yakılamaz. Oraya girmeye çalışan herhangi bir adam veya kadın gazaba uğrayarak öldürülecektir.
Arha zamanla labirenti ve labirentin barındırdığı karanlığı benimsemekte ve kendini alıştıra alıştıra bu labirentte gezintilere çıkmaktadır.
“…kendi topraklarında sistemli bir keşif gezisi sürdürüyordu.” (Sayfa 62)
Topraklarında keşif gezilerine çıktıkça labirentin yorucu ve kafa karıştırıcı, aynı zamanda büyük bir tuzak olduğunu fark eden Arha günün birinde ışığın yasak olduğu karanlıkta bir ışık görmektedir, kadim karanlığın bir zaferle içinden çıktığı bir ışık, üstelik bir erkek elinde…
“…hiçbir erkeğin ayağı Mezarlar’ın toprağına, Kutsal Yere değmemeliydi. Ama yine de buraya, Mezarlar’ın kalbi olan bu oyuk yere gelmişti. Buraya girmişti. Işığın yasaklanmış olduğu, dünya durduğundan beri hiç ışık görmemiş yerde ışık yakmıştı.” (Sayfa 66)
Arha’nın karanlık iç dünyasına artık bir erkek üstelik ışıkla misafir olmaktaydı. Işık ona karanlıkta olanları göstermişti. Karanlıkta var olanları… Arha’nın görünce dehşete düşeceğini düşündüğü oysa ki bir güzellik ve gizeme yerini bıraktığı iç dünyası…
“Gönülsüz, kayıtsız, niyetsiz, hatta umutsuz olsanız bile; istemeseniz, değersiz bulsanız, hazırlıksız olsanız bile tesadüfen hazineye takılıp tökezlersiniz.” Clarrissa P. Estes
Arha, bu korku ve endişe ile adama gidip yok olmasını talep etti.
“Korkulan şey güçlendirebilir, iyileştirebilir.” Clarissa P. Estes
Arha, aynı zamanda korktuğuna çekilmeye de başladı. Ruhuyla, aklıyla, düşünceleriyle, labirentiyle… Normalde ölüme terketmesi gereken adamı ölüme terkemedi. Fakat içerisinde var olan Labirent’in Rahibesi rolünden de vazgeçemiyordu. Kendisine öğretilen kadınla, ışıkla beraber zihninde yanan kadın arasında gidip geliyordu.
“Adam karanlığın daha derinlerine gitmişti; ölümü ondan daha iyi biliyordu, ölümü bile… İçinde ona karşı bir nefret kabardı, bir an için bu duygu onu boğdu. Neden orada o kadar biçare ve o kadar güçlü oturuyordu? Neden onu mağlup edemiyordu?” (Sayfa, 93).
Arha, labirente daha sık gitmeye ve adamla sohbetler etmeye başlar. Onu ölüm tehdidiyle yaşama, yaşamı da adamla kendine bağlamaktadır. Sohbetler sırasında adam Arha’ya gerçek kendini gösterirken Arha gerçek kendinden kurtulmaya çalışırken adamdan gerçek kendini talep etmektedir. Kendini reddeden karşısındakini nasıl görebilir?
“Önce uzaklaştırılır ve kovulur. Sonra tesadüfen ondan korkan biri tarafından yakalanır. Cansızmış gibi görünen bir durumdan hayata geri dönmeye başlar; yemek yer, onu yukarı çıkarandan içer, onun yüreğinin gücüyle, onunla… ve kendisiyle yüzleşmenin gücüyle kendini dönüştürür.” Clarissa P. Estes
Adamı labirentte bulduğu ve onu labirente hapsettiği sırada Arha adamın boynunda olan bir kolyeyi çekip çıkarıp kendi boynuna asmıştı ve uzun süre ne bunun anlamı için adama sorular yöneltti ne de o tılsımı gizli gizli göğsünde taşıdığından bahsetti. Daha sonra bu yarım gizemin sırrını öğrendi.
“Şimdi sende benim yarım halkam, bende de senin yarım halkan var. Bırak da halka tamamlansın.” (Sayfa 115, 121)
Arha’yı, yaşadığı karanlık yaşamdan çıkaran ve ona ışık olan adam yani -Ged-. Yarısı. Eril ve dişil enerjinin bir araya gelmesiyle doğan yaşam… Arha’nın ölüp Tenar’ın doğuşu…
“…bana ihtiyaç duyduğum ölümü ver…” Rosario Castellanos
Dişil ve eril enerji… Birbirini tamamladığında erkek ve kadında dönüşümler başlar. Başka’da kendini bulma, kendinden vazgeçip kendini bulma…
Atuan Mezarları, bir kadının büyüyüşünü anlatırken dönüşüm ve farkındalığında erkeği de devreye sokarak tamamlanma ve dengeyi kusursuz bir şekilde okuyucuya anlatmaktadır.
Ursula iyi ki var…
…ve kendime kitaptan not…
“Sen sarıp sarmalanmış, üstü örtülmüş, karanlık bir yere gizlenmiş bir fener gibisin. Yine de ışığın parıldıyor; ışığını söndürememişler. Seni gizleyemiyorlar. Işığı bildiğim gibi, seni bildiğim gibi, senin ismini de biliyorum Tenar.”
İyi ki var olmuş Ged…