OKU(MA)YANLAR:
Yazarımız ile çoğu okuyucu Uçurtma Avcısı kitabı ile tanışmıştır, bu kitap da aynı şekilde aynı coğrafyayı konu alıyor ilk kitapta iki yakın erkek arkadaş var iken bu kitapta iki kız arkadaş var. Kız diyorum çünkü kadın olmanın ne demek olduğunu bilmeden kadın olmak zorunda kalan iki karakterimiz var.
Kitap, aslında belki de halen sürmekte olan bir yaraya parmak basıyor; kadınların ezilmişliği, toplum tarafından alt tabakaya itilmişliği ve kadına insan olarak bakılmaması.
Hem tarihin hem kadınlara yapılan zulümlerin harmanlanarak oluşturduğu bu romanı geç kalmadan bence okuyun.
OKUYANLAR:
Kadına şiddet, kadının ezilmesi, hor görülmesi, dışlanması sadece o coğrafyaya özgü değil! Şu an, şu saniye şiddet gören kaç kadın var acaba? Fiziksel şiddeti bir yana bırakıyorum, psikolojik şiddetin pençesine yakalanmayan kaç kadın var sorarım size? Kaç gonca, gül olmadan dalından koparıldı? Kaç kuşun uçamadan kanadı kırıldı? Kaç çocuk gelin henüz çocukken çocuk yetiştirdi?
Meryem; babasının yaşadığı bir yasak aşkın meyvesi olarak dünyaya gelmesi toplum gözünde hep dışlanmışlık damgasıyla yaşamasına sebep oluyor, peki Meryem’in bu ilişkide suçu ne? Kocaman bir hiç.
Çoğu kızın ilk aşkının babası olması gibi Meryem’de babasına aşık, babasının geleceği günü iple çeken biri. Babasının bir gün kendisini evine götüreceğine, kardeşleriyle tanıştıracağına tüm kalbiyle inanıyor ve umut ediyor. Bu umut benliğinden taşıyor ve dayanamayıp babasının kapısına dayandığı ve babasının onu içeri almayıp kaldırımda bırakması sanırım asla unutamayacağım sahnelerden biri.
Annesinin ölümüyle beraber yalnız kalan ve babasının evinde istenmeyen kişi olan Meryem fikri dahi sorulmadan kendisinden yaşça büyük Raşit ile evlendiriliyor. Gerçi sorulsa dahi sonuç değişmezdi maalesef.
Leyla, iyi bir eğitim gören, ailesi tarafından sevilen, sevdiği olan, sevdiği ile evleneceğini düşünen, geleceği umut dolu Meryem’in zıttı bir yaşayışa sahip. Fakat zıt yaşayış türü olsa dahi bazı olaylar insanları bir araya getirebiliyor. Savaş gibi...
Savaşın başlamasıyla, Leyla’nın kardeşlerinin bu savaşta şehit olmasıyla Leyla için hayat artık dikenli bir yoldur.
Leyla’nın evine düşen bombanın ardından komşusu Meryem’in onu kurtarması Raşit için Leyla’yı ikinci eş getirme arzusunu ortaya çıkarıyor. En zor durumlarda, savaşta dahi erkeğin sadece kendini düşünmesi ne büyük utanç. Leyla’yı zorla eş alıyor aksi taktirde sokağa, savaşa atmakla tehdit ediyor Raşit tüm utanmazlığıyla.
Başlangıçta birbirini sevmeyen iki karakter zulüm ortak olunca birleşiyor ve artık en yakın arkadaş oluyorlar. Acının birleştirici gücü vardır dedikleri bu olsa gerek.
Leyla’nın aklının hep sevdiği Tarık’ta olmasından dolayı Raşit utanmazlığına devam ediyor ve Tarık’ın öldüğü yalanını sürüyor ortaya.
Kitapta en önemli olaylardan biri Taliban’ın kontrolü ele almasıydı. Başta halk savaş sona erdiği için sevinçten sokaklara dökülürken acı gerçek ortaya çıkıyor. Taliban kendi dayattığı sözde İslam’i kurallar ile yönetim kuruyor ve bu yönetimde kadının bir kum tanesi kadar bile yeri yoktur. “Cennet annelerin ayakları altındadır” sözünü benimsemiş bir dinin yansıması ancak bu kadar yanlış olabilirdi.
Kitabın sonunun mutlu bitmesi güzel bir bitişti, Leyla’nın Tarık ile tekrar beraber olması ve çocuklara eğitem veren kurumda çalışmaları bize şunu öğretiyor; eğitim, her şeyin başı eğitim, doğru bir eğitim ile ancak bir toplum refaha erebilir.
Dünyanın her yerinde yaşayan kızlar/kadınlar için çok daha güzel bir düzen dileğiyle...