·292 syf.····Okunma: 05 Mayıs 2019 20:36 Tarık Tufan’la beni tanıştıran bu romanı oldu ve fazlasıyla sevdim kendisini. Romanımızda şeyh bir babanın oğlunun hayatı anlatılıyor. İsminin verilmemesi şaşırtıcı olsa da, merakla okutuyor kendini. Dili oldukça sade, akıcı olup betimlemeleri oldukça fazla olan bu romanda bahsettiğimiz şeyh oğlunun aşk hayatı üzerinden gidiliyor. Herkesin kendinden bir şeyler bulacağını, kendine pay çıkaracağını düşündüğüm bu romanda baş karakterimiz tasavvuf ile dünyevi aşk arasında bocalayıp dursa da, aşık olduğu kıza kendini kaptırıp (kendi yetiştiği çevre ne kadar muhafazakarsa kızın kendisi ve çevresi bir o kadar seküler) onun yolundan gitmeye başlıyor, kendiyle savaşı bir türlü bitmek bilmiyor. Sona geldiğinizde iki seçenekten biri sizi bekliyor: bu muydu yani? Veya zaten böyle olacağı belliydi. Kitabı okuduktan sonra şunu net olarak anlıyoruz ki, olacak olan olur, hayat akıp gider ve olacak olandan kaçamayız. Bir yandan da kaderimizin bizim çabamıza bağlı olduğunu, tüm sorumluluğun bizim elimizde olduğu gerçeğiyle bir kez daha yüzleşmiştim. Bu ikisi arasındaki dengeyi güzel bir biçimde işlemiş Tarık Tufan. Son olarak yazımı kitaptan bir alıntıyla sona erdirmek isterim: “Yaşamak, insanın ömrü boyunca kaçmaya çalıştıklarına tek tek yakalanma tecrübesidir. Bazılarından biraz daha uzun süre kaçabiliyoruz ama er ya da geç yakalanıyoruz.” İyi okumalar dilerim.