Sevgili Hainler, buyrun benimlesiniz
Puan vermedi·187 syf.··
Beğendi
·
2021 6. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2021 15:42
Bu muhteşem kapak resmine ve renklerine sahip kitapla alakalı önce yüzelael olarak şunları söylemeliyim. Ardından da kitaptan damıttığım önemli yerlerden bahsediyor olucam. Başlayalım. Çevirmenin daha kısa cümleler kurmasını isterdim, bazı cümlelerde özne ile yüklemi uyuşturamadığım oldu. Ve tekrara çok düşülmüş bi eser olmasına rağmen psikolojik işleyişi kronolojik sıraya ya da neden sonuç ilişkisinde oturtmak için kendi kafamda çok zorlamak zorunda kaldım. Ben bu oluşun daha kanıtlanma çabasıyla anlatılmasını isterdim. Şöyle bir iddiamız var mesela: Gerçek kendilik e dönüşü sağlayan merhamet ve sevgidir.( Arnonun önerdiği çözüm sevgi saygı amanın amanından ibaret gibi anlaşılmasın) Ama bu kitapta bu sonuca bizi vardıran bi yöntem yok bence. Bu kısmı bana eksik geldi. Duygularımızın anlayışına ve duygu farkındalığına yaptığı vurguyu ise kendi hayatımda da eksik gördüğümden olayın duygulara bağlanmasını çok anlamlı buldum ve tüm kalbimle inanıyorum. Şuan ülkenin şakır şakır kanayan yaralarına merhem bi anlatı olarak da görebiliriz bunları. Özerklik nasıl kaybolur? Toplumsal yaşama uyum bize duygusal ve sosyal bir güven verir. Ancak toplumun güç algısındaki ve çaresizlik &acı duygularına yaklaşımındaki yanlış temeller bizi bedensel duyularımızdan uzaklaşmaya meylettirebilir. Bedensel duyuların kaybı doğrudan bizim kendi gereksinmelerimizle olan bağımızı keser. Algı ve davranışlarımız böylece sahip olmak ve itaat ettirmek ile güdülenir. İnsan sonunda kendine ihanet etmiştir. Özgür olmayı değil güçlü olmayı istemesi ve bunu özgürlük sanması bundandır. Görmek, hissetmek, incelemek, keşfetmek, sevmek, bağ kurmak, kendini yaşamak canlılığı varken insan, sahip olmak hükmetmek, savaşmak, korkmak, ihtiyaçlarını bilememek, inkar etmekle geçirirse ömrünü, bu ihanet olmaz mı? İhanet illa dışardan mı gelir? İnsan kendi yaşamına, kendi gereksinimlerine duyarlılığını kaybettiğinde toplumda hatrı sayılır bir güce, desteğe, hayranlığa, korkuya sahip olabilir. Ki başta onu ezen otoriteyle özdeşleşerek yapar bunu. Peki bunlar olurken insanın içinde neler oluyormuş? İnsan bazı zayıf addedilen duyguları tatmak istemez ve kendisinde bunlarla yüzleşmek istemez. Çaresizlik ve acı kitapta vurgulanan duygulardı. Ortada bir duygu varsa en son yapılacak şeydir duygu yokmuş gibi davranmak. Fakat bizler de öyle alışığız ki: Korkma, sakin ol, sinirlenme, öfkelenme, acı çekme, utanma, sıkılma, ağlama, kederlenme, umutsuzluğa kapılma, şaşırma.... daha neler neler. Herkes ve biz de kendimize duygularımızı hissetmemek için telkin veriyoruz. Bunun nasıl bir sonucu olabilir diye düşündüğümüzde de, artık insan kendi duygularından öyle şüpheye düşüyor ve utanıyor ki, güvenecek ve telkin edildiği gibi bizi güçlü hissettirecek ve onaylayacak başka bir alan arıyoruz kendimize. Gönül ister ki hepimiz kendi gerçekliğimiz uğruna mücadele edelim çünkü hepimiz az çok bundan hasar gördük. Güç nedir? İnsan güce neden ihtiyaç duyar? Bunların tanımı elbette kültüre ve kişiye özel anlamlar taşır özellikle insanın çok da bilincinde olmadığı. Ama belli ki toplumlarda çoğu insan iktidarı, hakimiyeti, sahip olmayı, sözde başarıyı güç olarak tanımlayabilir. Benim kitaptan anladığım kadarıyla ise güç pek de elde edilen bir şey değil, zaten az önce saydıklarımın tamamen dışında, kendi duygularını hissedebilme, kendi varlığını yaşatabilme ve kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme diyebilirim. İşte peki bizim çarpık güç anlayışımız kadın erkek ilişkisi başta olmak üzere nasıl bir filtre sağlıyor bize hayatta? 1 Kadın erkeğe, erkek kadına sahip olmak istiyor. Türlü kurnazlıklar, sahiplenmeler, nesneleştirmeler, üzerinde hak iddia etmeler, kıskançlıklar, aşağı ve değersiz görmeler, dahası gerçek sevgi bağının kurulamayışı, samimiyetsizlik, boşluk, kocaman bir öfke, hayatın bir elde etme savaşına dönmesi. İşte bunlar bu güç kavramıyla bağlantılı. Arno gruen Çaresizlik, korku ve ümitsizlik duygularından kurturmak için neredeyse hepimizin başarı, fetihler ve büyük işler yapmayı düşündüğümüzü söylüyor. Bu yüzden soruyorum: eğer bizi çaresiz, korkmuş, utanmış, öfkeli ve diğer tüm olumsuz ve kaçınılması gereken olarak kabullenilen duygularımızı duyabilmeyi ve yaşayabilmeyi rahatça yapabilseydik bu nasıl bir deneyim olurdu? Yanlışımız karşısında utanmayı daha derin bilir, yaralı bir kuşa daha anlamlı üzülür müydük? Ya da başarısızlığın verdiği zayıflıktan kaçmak yerine tatmin olmayı, heyecanı ve güveni hissetmez miydik? Sözde gücümüz sayesinde hissettiğimiz sözde özsaygımızın benliğimizin ormanının katledilip üzerine dökülen beton olduğunu mu görürdük? Farket ki davranışlarımızla gereksinmelerimiz arasında hiçbir ilişki kalmayınca bizler otantikliğimizi kaybediyoruz, yaratıcılığımızı ve benliğimizi de kendimizle doğrudan bir ilişki kurmamız zorlaşır, önce kendimize sonra başkalarına yabancılaşırız. Ve askerler barış getirmek için savaşır cümlesine inanabilen biri oluruz Eylemin amacı eylemimizle kesinlikle örtüşmez. Eğer buraya kadar okuduysanız, geribildirim vermekten, kavramlarla alakalı soru sormaktan, burda yazılanların sizde yarattıklarını paylaşmaktan geri durmayın. Buranın buna ihtiyacı var zira
Kendine İhanetArno Gruen · Çitlembik Yayınevi · 2020341 okunma
··
1.078 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.