·1062 syf.····Okunma: 03 Nisan 2021 19:00 Tolstoy'un bu eserini okumaya başlamadan önce karmaşık bir aşk hikayesinden ötesini okumayacağımı düşünmüştüm.Yanılmışım. Bu yanılgı ise, yanılgıların en güzeliydi. Evet aşk vardı. Ama bu eseri sadece duygusal açıdan incelemek büyük ayıp olur.
Eserin adı her ne kadar "Anna Karenina" olsa da, ben bu eserde Vronskiy'i, Levin'i, Kiti'yi, Dolli'yi, Stepan Arkadyiç'i ve daha nice karakterin hikayesini okudum. Bu kadar fazla karakterin takibi kimi zaman zor olsa da her birinin hikayesi, arkadaşları, düşünceleri muntazam bir uyumla okuyucuyu kitapta tutmayı başarıyor. Bu konuda Tolstoy'un gözlem yeteneğinin ne kadar insanüstü olduğunun da altını çizmek gerek.
19. yüzyılda geçen bu eserin bir toplum eleştirisi olduğunu düşünüyorum. Tolstoy her ne kadar eserin adına "Anna Karenina" dese de bir çok eleştiri aykırı bir karakter olan Levin ile aktarmış. Dönemi, dönemin sosyetesini, iki yüzlülüğü ve sahteliği okuru hiç yormadan eleştirmiş. Bir çok okur gibi ben de Levin'in Tolstoy'un kendisi olduğuna inanıyorum. Levin ve onun hikayesi beni başlıktaki karakterden daha çok etkiledi. Çevresindeki bir çok insana rağmen aykırılığı, içtenliği ve düşünceleri ile hemen göze çarpan bir karakter. Levin'i okurken zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyor hatta onun ile birlikte duygudan duyguya atlıyordum. Levin'in kendini, hayatı, varlığı dorguladığı zaman sanki onunla konuşuyor ve sorgulamaya başlıyordum.
Bir diğer ana karakter Anna ise Levin gibi diğer karakterlerden ayrılıyor. Tolstoy Anna Karenina ile 19. yüzyılda kadının toplumdaki yerini bize büyük bir ustalıkla anlatmış. Anna hem toplumdaki konumu itibari ile hem de sevecenliği sayesinde bir çokları tarafından sevilen bir kadın. Fakat bir çok insan gibi onun da sevgiye olan merakı, arzusu ve korkusu ile hayatı bambaşka bir konuma evriliyor. Kendini bambaşka bir dünyanın içinde bulan Anna için hayat şimdi başlıyor. Her ne kadar Anna ile ilgili sayfaları güçlükle okusam da eserin sonlarına yaklaşırken ona hak vermeye başladım. Anna'nın sevgiye olan bağlılığı onun kaderini çiziyor ve bu çizgide bir okur olarak kendimizi karmakarışık bir hayata hapsolmuş gibi buluyoruz. Aşk, korku ve belirsizlik ile bir kadının mücadelesi başka nasıl bir hikaye anlatılır bilemiyorum.
Tolstoy'un anlatımına hayran kaldım. Bir çok sayfada evlerin, bahçelerin, sokakların bir köşesinde olayları izleyen bir toz bulutuydum sanki. Bu gerçekçilik değildi, bu daha çok hayattı. Sanki karakterler birer birer canlanıp odama dolmuştu. Bir çok olayın yaşanacağını sezmek ve yaşanmaması için umutla beklerken eserin sonunda da sürprizlerle karşılaşmak bana ayrı bir heyecan yaşattı.
Eseri okurken bu kadar uzun süre içinde okuduğum için kendime kızıyordum ama şu an sindire sindire okuduğum için çok mutluyum.
Kitabı okumak isteyen tüm okurlara tüm samimiyetim ile tavsiye ediyor ve iyi okumalar diliyorum.
Kitapla ve saygı ile kalın :)