#okudumbitti
#JackLondon
#YıldızGezgini
#339sayfa
#NisanAyı2ciKitap
Bazen soruluyor ya hani en sevdiğiniz yazar kim diye!!.. Ya da en sevdiğiniz üç kitap... Benim için cevaplanması en zor soru sanırım bunlar. Klasik yazarları arasında (dünya klasikleri, modern klasikler ve Türk klasikleri) ayrım yapmak bu denli zorken, birde klasik olmamış ama olmalı diye düşündüren yazar ve eserler varken birde..
Neyse gelelim Yıldız gezgini kitabımıza. Öncesinde çoklu kişilik bozukluğunun anlatıldığı Billy Milligan'ın zihinleri kitabını bitirmiştim. Ve Yıldız gezgininin başlangıç cümlesiyle şöyle bir tebessümle başladım kitaba
"Bütün yaşamım boyunca başka zamanlara ve başka yerlere ilişkin bir farkındalığım olagelmiştir.. İçimdeki öteki kişilerin hep farkındaydım"
Şimdi kitap böyle başlayıp arkasındanda şu cümleyle devam edince
" Sözüme güven, sen okuyucum olacak kişi, sen de öylesin"
Amanınnn Jack London çok sevdiğim bir tarzda yazmış ve okuyucuyu daha ilk cümleden itibaren yakalamayı başarmış dedim.. Sayfalar akıp giderken bu çoklu kişilik hikayesinin bambaşka bir boyutu olduğunu ( hey sakin ol spoi yok burada... Çoklu kişilik bozukluğu değil sorunumuz) anlıyoruz
Sayfalar akıp giderken çıktığımız astral seyahatte beni en çok etkileyen Ragnar Lodbrog ve Miryam'la çıktığımız seyahat oldu ben iflah olmaz bir romantiğim
" Madde anımsamaz, çünkü bellek ruhtur. Sayısız yeniden doğuşumun anılarından oluşan ruhum ben"
Yıldızlar arası bir Seyehat mi yoksa yoksa yeniden doğuş üzerine bir hayal dünyasının can bulması mıdır, yoksa c şıkkı hepsi de diyebileceğimiz bir eser midir bilemem... Ama bildiğim bir şey varsa London yine bizim London ve çürümüş, kokuşmuş ve gaddar hapishane sistemine yaptığı eleştirel gözlemler efsane. Zaten London kendiside efsane ya neyse. Okuyun mutlaka..